Sayfa İçindekiler
ToggleBacakta belirginleşen damarları gören birçok kişi aynı soruyu sorar: Hangi varis tehlikelidir? Çünkü bazı varisler yıllarca daha çok görünüm sorunu gibi seyrederken, bazı durumlarda ağrı, şişlik, cilt değişikliği, kanama ya da pıhtı şüphesi gibi daha dikkatli değerlendirilmesi gereken tablolar ortaya çıkabilir. Sorunun zor kısmı da budur: Sadece damarın kalınlığına bakmak çoğu zaman yeterli olmaz.
Aslında varisin ne kadar riskli olduğunu belirleyen şey çoğu zaman görüntüden çok eşlik eden belirtilerdir. Kabarık damar olabilir ama hasta neredeyse hiç şikâyet yaşamaz. Buna karşılık daha sınırlı görünen bir damar yapısına rağmen tek bacakta şişlik, sertlik, kızarıklık veya ayak bileği çevresinde cilt bozulması gelişebilir. Yani tehlike algısını yalnızca kozmetik görünüm üzerinden kurmak yanıltıcıdır.
Varisin temelinde çoğu zaman toplardamarlardaki kapakçık sisteminin iyi çalışmaması vardır. Kan kalbe doğru tek yönlü ilerlemek yerine bir miktar geriye kaçar ve bacakta göllenir. Konunun temel mantığını daha geniş çerçevede okumak isterseniz varis nedir ve neden olur ve bacaklarda venöz yetmezlik yazıları bu zemini tamamlar.
Bu yazıda amaç hastayı korkutmak değil, triyaj yapmayı kolaylaştırmaktır. Yani hangi belirtilerin genellikle beklenebileceğini, hangilerinin daha hızlı değerlendirme gerektirdiğini ve uygun hastalarda minimal invaziv tedavilerin ne zaman gündeme geldiğini netleştirmek istiyorum. Belirsizlik uzadığında kaygı artar. Doğru bilgi ise çoğu zaman gereksiz paniği azaltır.

Tehlikeli varis dendiğinde tek bir hastalık tablosundan söz etmiyoruz. Burada kastedilen şey, varisin artık yalnızca görünüm sorunu olmaktan çıkıp komplikasyon ihtimali, ileri venöz yetmezlik bulguları veya pıhtı ile karışabilecek belirtiler üretmesidir. Kısacası risk, damarın var olmasından çok neye eşlik ettiğine bağlıdır.
Örneğin yalnızca ince kılcal damar görünümü olan bir kişide asıl sorun çoğu zaman kozmetik düzeydedir. Buna karşılık damarın üzerinde hassasiyet, sertleşme, kendiliğinden kanama, ciltte kahverengi koyulaşma, iyileşmeyen yara veya tek bacakta ani şişlik varsa tablo farklı düşünülmelidir. Bu tür durumlarda gecikmeden değerlendirme daha anlamlı olur.
Bir başka önemli nokta da şudur: Her riskli varis acil değildir, ama her acil damar yakınması da sıradan varis değildir. Bu ayrım çok önemlidir. Çünkü bazı hastalarda hızlı ama planlı değerlendirme yeterliyken, bazı hastalarda aynı gün tıbbi değerlendirme gerekir.
Hayır. Kılcal damarlar, retiküler damarlar ve belirgin kabarık varisler aynı şey değildir. Kılcal damarlar genellikle cilde yakın, ince, kırmızı-mor ağsı yapılardır. Retiküler damarlar biraz daha geniş, mavi-yeşil çizgilenmeler şeklinde olabilir. Klasik varis dediğimiz tablo ise daha kabarık, kıvrımlı ve elle hissedilen yüzeyel toplardamarlardır.
Bu sınıflar sadece görünüm farkı anlamına gelmez. Altta yatan kaçak damarın yeri, kapakçık yetmezliğinin derecesi ve semptom yükü de değişebilir. Bu nedenle ince görünen damarlar tamamen önemsiz, kalın damarlar ise otomatik olarak tehlikeli kabul edilmez. Risk, damarın tipi ile birlikte şikâyetlerin niteliği ve Doppler bulgularıyla değerlendirilir.
Dr. Mehmet Hakan Pıçak olarak klinik pratiğimde sık gördüğüm durumlardan biri şudur: Hastanın en çok dikkatini çeken damar, bazen asıl sorunun kaynağı değildir. Diz altında görülen belirgin dal dikkat çeker; fakat asıl venöz kaçak kasık düzeyindeki ana yüzeyel damarda olabilir. Bu nedenle yalnızca gözle bakarak hangi varisin tehlikeli olduğuna karar vermek her zaman mümkün değildir.
Tehlikeli varis belirtileri denildiğinde ilk bakılması gereken başlıklar ağrı biçimi, şişliğin dağılımı, damarın dokunulduğunda nasıl hissettirdiği ve ciltte değişiklik olup olmadığıdır. Süregelen ağırlık hissi ve akşamları artan bacak yorgunluğu sık görülen yakınmalardır; ama bunlara ek olarak giderek artan ödem, tek bölgede yoğun hassasiyet veya sert damar hattı gelişmesi tabloyu daha dikkatli ele almayı gerektirir.

Özellikle damarın üzerinde kızarıklıkla birlikte sertlik ve ağrı varsa yüzeyel tromboflebit düşünülür. Bu tablo her zaman derin ven trombozu anlamına gelmez; ancak sıradan kozmetik varis gibi de değerlendirilmemelidir. Yine yüzeye çok yakın ve gergin varislerde travma sonrası ya da bazen kendiliğinden kanama görülebilir. Bu da hastayı korkutabilir ve doğru biçimde ele alınmalıdır.
Ayak bileği çevresinde kahverengi-kirli görünüm, kaşıntılı ve kuru cilt, egzama benzeri döküntü, sertleşme ya da uzun süren yara oluşumu ise daha kronik ve ileri venöz basınç artışını düşündürür. Bu belirtiler çoğu zaman bir gecede ortaya çıkmaz. Ancak ortaya çıktığında artık varisin sadece görüntü meselesi olmadığı anlaşılır.
Varis belirtileri nelerdir başlığında erken ve geç bulgular daha geniş anlatılır. Bu yazıdaki triyaj açısından bakarsak, tehlikeli varis belirtileri en çok şu gruplarda toplanır: sert ve ağrılı damar, kanama, belirgin cilt bozulması, yara, tek bacakta ani şişlik ve kısa sürede artan ağrı.
Bazı yakınmalar varisle ilişkili olabilir ama yine de beklememek gerekir. En önemlisi tek bacakta ani gelişen belirgin şişliktir. Buna baldır ağrısı, ısı artışı veya yaygın gerginlik eşlik ediyorsa bunu yalnızca varis diye yorumlamak doğru olmaz. Çünkü daha derin damar sistemiyle ilgili pıhtı dahil farklı tablolar dışlanmalıdır.
İkinci önemli durum, damarda sertlik ve kızarıklıkla birlikte ağrıdır. Bu görünüm yüzeyel tromboflebit ile uyumlu olabilir. Her zaman acil servislik tablo oluşturmasa da aynı gün ya da kısa sürede tıbbi değerlendirme gerektirebilir. Özellikle ağrı hızla artıyorsa veya şişlik daha geniş alana yayılıyorsa eşik daha düşük tutulmalıdır.
Üçüncü alarm durumu kanamadır. Varisli damar yüzeye yakınsa ve cilt inceyse küçük bir travma bile beklenenden fazla kanamaya yol açabilir. Kanama olduysa bölgeye doğrudan bası uygulanmalı, bacak mümkünse yükseltilmeli ve tıbbi yardım alınmalıdır. Tekrarlayan kanama, sıradan bir yakınma gibi görülmemelidir.
Nefes darlığı, göğüs ağrısı, ani çarpıntı veya bayılma hissi gibi sistemik belirtiler bacak damarlarıyla birlikte ortaya çıkarsa durum daha ciddiye alınmalıdır. Bunlar klasik varis yakınmasından farklıdır ve acil değerlendirme gerektirir.
Varis ne zaman risklidir sorusunun bir kısmı da acil olmayan ama bekletilmemesi gereken durumlarla ilgilidir. Örneğin akşamları düzenli tekrarlayan şişlik, uzun süre ayakta kalınca belirgin ağrı, ayak bileği çevresinde kaşıntı ve renk değişikliği, geceleri kramp ve cilt kuruluğu çoğu zaman acil başvuru gerektirmez. Ancak bunlar venöz yetmezliğin ilerlediğini düşündürebilir.
Benzer şekilde yıllar içinde kalınlaşan, daha kıvrımlı hale gelen, üzerine dokununca hassasiyet veren ve günlük yaşam konforunu azaltan varisler de planlı değerlendirme gerektirir. Çünkü erken dönemde yapılan doğru tanı, cilt bozulması ve yara gibi daha zor yönetilen tabloların önüne geçebilir.
Burada hastanın yaşam kalitesi de önemlidir. Gün sonunda ayakkabı giyemeyecek kadar şişlik olması, uzun ayakta kalınca iş yapmayı zorlaştıran ağrı gelişmesi veya kaşıntı yüzünden uykunun bölünmesi, varisin artık sadece kozmetik konu olmadığını gösterir. Bu hastalarda gecikmeden ama paniğe kapılmadan değerlendirme planlamak en doğru yaklaşımdır.
Bazı hastalarda varis yakınmaları daha dikkatli ele alınmalıdır. Daha önce pıhtı öyküsü olanlar, ailede belirgin venöz hastalık bulunanlar, gebelik sonrası yakınmaları kalıcı hale gelenler, uzun süre ayakta çalışanlar ve ileri venöz cilt değişikliği gelişenler bu gruptadır. Obezite, hareketsizlik ve geçmişte geçirilmiş derin ven trombozu da klinik tabloyu değiştirebilir.
Yaş ilerledikçe cilt daha kırılgan hale gelebilir. Bu da yüzeye yakın varislerde kanama riskini artırabilir. Diyabet, kronik yara iyileşme sorunu veya eşlik eden dolaşım problemleri olan kişilerde de alt bacak cildi daha dikkatli değerlendirilmelidir.
Her hastaya aynı alarm eşiğini uygulamıyoruz; çünkü damar yapısı, şikâyetin süresi ve eşlik eden hastalıklar farklıdır. Ama genel kural şudur: daha önce pıhtı, aktif cilt bozulması, yara veya tekrarlayan kanama öyküsü varsa bekleme süresi uzatılmamalıdır.
Triyajın ilk basamağı iyi bir öyküdür. Şikâyet ne zamandır var, gün içinde ne zaman artıyor, iki bacakta mı yoksa tek tarafta mı belirgin, kanama oldu mu, cilt rengi değişti mi, yara gelişti mi, daha önce pıhtı geçirildi mi? Bu soruların yanıtı çoğu zaman damarın görüntüsü kadar değerlidir.
Fizik muayenede damarın seyri, ayak bileği çevresi, cilt kalitesi, ödem ve hassasiyet birlikte değerlendirilir. Ancak asıl planlamayı çoğu zaman venöz Doppler ultrason netleştirir. Çünkü bu inceleme hangi damarda reflü olduğunu, derin ven sisteminin açık olup olmadığını ve pıhtı şüphesi bulunup bulunmadığını göstermede çok değerlidir.
Biz bu hastaları değerlendirirken önce şuna bakıyoruz: Sorun yalnızca görünüm ağırlıklı mı, yoksa altta tedavi planını değiştirecek fonksiyonel bir venöz yetmezlik var mı? Çünkü tehlikeli görünen her damar işlem gerektirmez; ama sakin görünen her damar da masum olmayabilir. Doğru triyajın amacı tam olarak budur.
Riskli bulunan her variste aynı tedavi uygulanmaz. Eğer durum daha çok semptom kontrolü ve erken evre venöz yetmezlik düzeyindeyse hareket planı, bacağı dinlendirme, uygun kompresyon kullanımı ve günlük yaşam düzenlemeleri yeterli olabilir. Ancak ana kaynak damarda belirgin reflü varsa ve buna ağrı, şişlik, cilt değişikliği veya tekrar eden varisler eşlik ediyorsa girişimsel tedavi seçenekleri gündeme gelebilir.
Günümüzde uygun hastalarda endovenöz lazer, radyofrekans, köpük skleroterapi veya seçilmiş yüzeyel damar girişimleri planlanabilir. Buradaki amaç yalnızca görünen damarı azaltmak değil, sorunun kaynağını hedeflemektir. Özellikle ana yüzeyel damarda kaçak varsa lazerle varis tedavisi nasıl yapılır sorusu doğal olarak gündeme gelir.
Önemli olan şu: Tehlikeli varis demek otomatik olarak ameliyat şart demek değildir. Aynı şekilde görünür damarı tamamen yok etmeye çalışmak da her zaman doğru hedef değildir. Asıl hedef ağrıyı, şişliği, cilt hasarı riskini ve günlük yaşam kaybını azaltmaktır. Yöntem seçimi de bu nedenle Doppler bulgusu, damar anatomisi ve hasta beklentisi birlikte değerlendirilerek yapılır.
Kliniğimizde süreç çoğu zaman tek soruyla başlar: Bu damar gerçekten ne kadar risk taşıyor? Hastanın anlattığı yakınma ile bacakta gördüğümüz görünüm bazen birebir örtüşür, bazen örtüşmez. Bu nedenle ilk görüşmede sadece damarın fotoğrafına değil; şişliğin zamanlamasına, ağrının niteliğine, daha önce kanama olup olmadığına, ciltte değişiklik gelişip gelişmediğine ve pıhtı öyküsüne odaklanırız.
Ardından ayakta muayene ve venöz Doppler ile damar haritalaması yapılır. Böylece hangi damarın gerçekten kaynak damar olduğu, hangisinin ikincil görünüm oluşturduğu daha net anlaşılır. Benim yaklaşımımda asıl önemli nokta, gereksiz paniği de gereksiz işlemi de önlemektir. Çünkü her hastaya aynı işlemi önermiyoruz; görüntüleme bulgusu ile hastanın yakınması her zaman aynı şiddette olmayabilir.
Plan netleştiğinde hastaya şu çerçeveyi açık biçimde anlatmak gerekir: Hangi bulgu nedeniyle bu varisi daha riskli görüyoruz, bu durum acil mi değil mi, önce takip mi yapacağız yoksa girişimsel seçenek mi konuşacağız, işlem düşünülürse hedef damar hangisi olacak? Bu açıklık hastanın kaygısını belirgin biçimde azaltır. Şikâyetler uzun sürüyorsa, önce nedenini netleştirmek gerçekten en doğru adımdır.
Güncel ve güvenilir kaynakların ortak mesajı dengelidir. NHS inform varicose veins sayfası, varislerin çoğu zaman ciddi olmadığını; ancak kanama, yüzeyel tromboz, derin ven trombozu ve venöz ülser gibi komplikasyonların görülebileceğini belirtir. Bu, hastayı korkutmak için değil, hangi belirtilerin ciddiye alınması gerektiğini anlamak için önemlidir.
NICE varis kılavuzu, kanayan varislerde acil yönlendirme gerektiğini; semptomatik varisler, cilt değişikliği, sert ve ağrılı yüzeyel damarlar ile iyileşmeyen ya da iyileşmiş venöz ülser varlığında damar değerlendirmesi yapılmasını önerir. Aynı kılavuz, uygun hastalarda tanıyı doğrulamak ve tedaviyi planlamak için duplex ultrasonun önemini vurgular.
Tedavi tarafında ise RadiologyInfo endovenous ablation içeriği, minimal invaziv damar içi tedavilerin ağrı, şişlik, cilt irritasyonu ve bazı venöz komplikasyonlarda neden gündeme geldiğini hasta dilinde açıklar. Yani bilimsel yaklaşımın özeti şu: her varis tehlikeli değildir, ama bazı belirtiler varsa geç kalmadan doğru değerlendirme gerekir.
Hangi varis tehlikelidir sorusunun kısa cevabı şudur: kanayan, sertleşip ağrıyan, tek bacakta ani şişlikle birlikte görülen, ciltte koyulaşma ya da yara oluşturan ve günlük yaşamı belirgin bozan varisler daha dikkatli değerlendirilmelidir. Buna karşılık yalnızca görünür ama yakınma yapmayan damarlar her zaman yüksek riskli değildir.
En doğru yaklaşım, damarın sadece görünümüne değil öyküsüne ve eşlik eden belirtilere bakmaktır. Eğer tehlikeli varis belirtileri düşündüren bulgular varsa, muayene ve Doppler ultrason ile durumun netleştirilmesi en güvenli yoldur.
Kanayan, sertleşip ağrıyan, tek bacakta ani şişlikle birlikte görülen, ciltte koyulaşma yapan veya yara ile ilişkili varisler daha dikkatli değerlendirilmelidir. Risk yalnızca görüntüye göre değil, eşlik eden belirtilere göre anlaşılır.
Damar üzerinde sertlik, kızarıklık, ağrı, kendiliğinden kanama, ayak bileğinde kahverengi cilt değişikliği, iyileşmeyen yara ve tek bacakta ani şişlik en önemli uyarı işaretleridir.
Varis günlük yaşamı bozacak düzeyde ağrı ve şişlik yaptığında, ciltte bozulma başlattığında, kanadığında veya pıhtı ile karışabilecek belirtiler oluşturduğunda daha riskli kabul edilir. Bu durumda muayene ve Doppler ultrason geciktirilmemelidir.
Çoğu zaman hayır. Kılcal damarlar genellikle kozmetik ağırlıklı sorundur. Ancak eşlik eden ağrı, şişlik veya altta venöz yetmezlik şüphesi varsa yine de değerlendirme anlamlı olabilir.
Kanayan bölgeye doğrudan bası uygulanmalı, bacak mümkünse yukarı kaldırılmalı ve tıbbi yardım alınmalıdır. Tekrarlayan ya da durmayan kanama sıradan yakınma gibi görülmemelidir.
Hayır. Varis buna eşlik edebilir ama tek taraflı ani şişlik derin ven trombozu gibi daha ciddi tablolarla da ilişkili olabilir. Bu nedenle beklemeden tıbbi değerlendirme gerekir.
Hayır. Her hastada klasik cerrahi gerekmez. Uygun hastalarda kompresyon, takip, skleroterapi, lazer veya radyofrekans gibi minimal invaziv seçenekler değerlendirilebilir.
Doppler, hangi damarda reflü olduğunu, derin ven sisteminin durumunu ve pıhtı şüphesi olup olmadığını göstermede çok değerlidir. Doğru triyaj ve doğru tedavi planı için temel araçlardan biridir.
İçerik Yazarı
Uzman Dr. Mehmet Hakan PIÇAK
Girişimsel Radyoloji Uzmanı
1986 yılında Elbistan’da doğmuştur. 2010 yılında İstanbul Tıp Fakültesinden mezun oldu. 2015 yılında İstanbul Eğitim ve Araştırma Hastanesinden Radyoloji ihtisasını aldı. 2015-2017 yılları arasında Tatvan Devlet Hastanesinde zorunlu hizmetini yapmıştır. 2018 yılından itibaren İzmir Çiğli Eğitim ve Araştırma Hastanesinde Girişimsel Radyolog olarak çalışmaktadır.
Uzmanlık Alanları
