Sayfa İçindekiler
ToggleBu içerik bilgilendirme amaçlı bir çerçeve sunar. Konuyu daha bütünlüklü değerlendirmek için varisin temel nedenleri ve varis ülseri başlıklarına da göz atabilirsiniz.
Bacaklarda venöz yetmezlik birçok kişinin düşündüğünden daha yaygın bir durumdur. Ancak çoğu zaman ilk başta sadece “varis” ya da “damar belirginleşmesi” gibi algılanır. Oysa mesele yalnızca dışarıdan görünen damarlar değildir. Bazen gün sonunda artan ağırlık hissi, çorap izi yapan şişlik, bacakta yanma, gece huzursuzluğu ya da ayak bileği çevresindeki cilt değişiklikleri altta yatan toplardamar dolaşım bozukluğunun parçası olabilir.

Burada temel sorun, bacaklardan kalbe doğru kanı taşıyan toplardamar sisteminin bunu yeterince verimli yapamamasıdır. Daha açık söylemek gerekirse, damar içindeki kapakçıkların ya da damarın akım düzeninin bozulması sonucu kan aşağıda göllenmeye başlar. İşte bu durum zaman içinde hem görünür damar sorunlarına hem de şikayetlere yol açabilir. Varis nedir ve neden olur? sorusunun arkasındaki temel mantık da aslında budur.
Birçok hasta şu noktada kararsız kalır: “Bu sadece görüntü sorunu mu, yoksa gerçekten önemli bir dolaşım problemi mi?” Bu soru çok haklıdır. Çünkü her belirgin damar aynı anlama gelmez. Her bacak ağrısı da venöz yetmezlik değildir. Asıl önemli olan, gördüğümüz damarın altında gerçek bir toplardamar kaçağı ya da basınç artışı olup olmadığını doğru değerlendirmektir.
Bu nedenle bacaklarda venöz yetmezlik konusunu yalnızca estetik bir başlık gibi görmek eksik kalır. Uygun şekilde değerlendirilmediğinde şikayetler ilerleyebilir, ciltte değişiklikler olabilir ve bazı hastalarda yara gibi daha zor tablolar gündeme gelebilir. Buna karşılık doğru değerlendirme yapıldığında, herkese aynı tedavi gerekmese de hangi yaklaşımın daha uygun olduğu çok daha net ortaya çıkar.
Bacaklarda venöz yetmezlik, en sade tanımıyla toplardamarların kanı aşağıdan yukarıya, yani kalbe doğru yeterince etkili taşıyamaması durumudur. Normalde toplardamarlarda küçük kapakçıklar bulunur. Bu kapakçıklar kanın yukarı doğru ilerlemesine izin verirken geriye kaçmasını engeller. Eğer bu sistem bozulursa, kanın bir kısmı aşağıda kalır ya da geri kaçar. Sonuçta damar içi basınç artar.
Bu artmış basınç zaman içinde damar duvarını zorlar. Damar genişleyebilir, kıvrımlı hale gelebilir ve özellikle ayakta kalındığında daha belirgin görünmeye başlayabilir. Ama venöz yetmezlik sadece dışarıdan görünen varislerden ibaret değildir. Bazı hastalarda belirgin damar görüntüsü azdır ama ağırlık, yorgunluk, şişlik ve cilt değişikliği daha ön plandadır.
Tıbbi olarak bakıldığında bu tabloya çoğu zaman kronik venöz yetmezlik denir. “Kronik” denmesinin nedeni, bir anda oluşup geçen bir durum olmamasıdır. Genellikle zaman içinde gelişir ve yine zaman içinde belirti vermeye başlar. MedlinePlus venous insufficiency ve NCBI StatPearls gibi kaynaklarda da vurgulandığı gibi, sorun çoğu zaman kapakçık yetersizliği ve buna bağlı venöz hipertansiyon, yani toplardamar basıncındaki artıştır.
Bir bakıma bunu ters yönde çalışan bir kapı sistemi gibi düşünebilirsiniz. Kapının bir kısmı tam kapanmadığında içeride kalması gereken akım geriye doğru sızmaya başlar. Bacak toplardamarlarında da benzer şekilde, kapak sistemi bozulduğunda kanın bir kısmı aşağıya yük bindirir.
Bu sorunun tek bir cevabı yoktur. Bazı kişilerde damar duvarı ve kapak yapısı genetik olarak daha yatkın olabilir. Yani ailede belirgin varis ya da toplardamar hastalığı öyküsü varsa risk artabilir. Varis genetik mi? sorusunun önemli olmasının nedeni de budur.
Bunun dışında uzun süre ayakta kalınan işler, hareketsizlik, kilo artışı, gebelik, yaşla birlikte damar elastikiyetinin azalması ve bazı kişilerde geçirilmiş pıhtı öyküsü venöz yetmezlik gelişimini kolaylaştırabilir. Gebelik döneminde hormon değişiklikleri, rahmin toplardamarlar üzerindeki baskısı ve dolaşım yükündeki artış nedeniyle yakınmalar belirginleşebilir. Bu yüzden hamilelikte varis gelişimini önlemek için 7 ipucu gibi başlıklar pratikte oldukça önemlidir.
Burada mekanizma çoğu zaman benzerdir: Kapakçık tam kapanamaz, kan aşağı doğru geri kaçar, damar içi basınç artar ve bu basınç zamanla hem damarı hem çevre dokuyu etkiler. Yani sorun sadece “damar genişledi” meselesi değildir. Asıl mesele, o damarın akım düzeninin bozulmasıdır.
Bazı hastalarda sorun daha çok yüzeyel sistemde olur. Bazılarında perforan damarlar devreye girer. Bazılarında ise daha derin sistemin geçmişten gelen etkisi tabloyu ağırlaştırabilir. İşte bu yüzden, iki kişide dışarıdan benzer damar görüntüsü olsa bile altta yatan neden aynı olmayabilir.
Belirtiler hastadan hastaya değişebilir. Kimi hastada önce görüntü ön plandadır, kimi hastada ise şikayetler daha baskındır. En sık gördüğümüz yakınmalar arasında bacakta ağırlık hissi, dolgunluk, gün sonunda artan yorgunluk, ayakta kalınca belirginleşen ağrı, yanma, kaşıntı ve hafif şişlik yer alır.
Birçok kişi bunu özellikle akşam saatlerinde daha belirgin tarif eder. Sabah daha rahat olan bacaklar, gün içinde ayakta kalma süresi arttıkça daha huzursuz hale gelebilir. Çorap izi yapan ayak bileği şişliği, geceleri huzursuzluk ya da zaman zaman kramp benzeri şikayetler de buna eşlik edebilir. Varis belirtileri nelerdir? Varis başlangıcı nasıl anlaşılır? başlığının hastalar açısından önemli olmasının nedeni tam olarak budur.
Bazı hastalarda ciltte ince damarlar, mavi-yeşil belirgin damarlar ya da daha kabarık varisler görülebilir. Bazılarında ise dış görüntü çok ileri görünmez ama şikayet daha fazladır. Bu nedenle yalnızca bakarak karar vermek çoğu zaman yanıltıcı olabilir.
Daha ilerlemiş durumlarda ayak bileği çevresinde renk koyulaşması, ciltte kuruluk, kalınlaşma, kaşıntı, egzama benzeri görünüm ve uzun vadede yara riski gündeme gelebilir. Özellikle varis ülseri (yarası) gibi tablolar, venöz yetmezliğin yalnızca kozmetik bir konu olmadığını net biçimde gösterir.

Bir başka önemli nokta da şudur: Şikayetlerin şiddeti her zaman günün her saatinde aynı olmaz. Sabah daha hafif olan yakınmalar, uzun süre oturma ya da ayakta kalma sonrası belirginleşebilir. Yaz aylarında sıcakla birlikte damarların genişlemeye daha yatkın hale gelmesi de bazı hastalarda rahatsızlığı artırabilir. Bu yüzden hasta bazen “Bazı günler daha kötü hissediyorum” derken aslında venöz dolaşımın günlük yaşam koşullarından nasıl etkilendiğini tarif ediyor olabilir.
Hayır. Bu belki de en kritik ayrım noktasıdır. Çünkü her görünen damar gerçek anlamda venöz yetmezlik demek değildir. Bazen yüzeydeki küçük kılcal damarlar daha çok estetik kaygı yaratır ama altta önemli bir kaçak olmayabilir. Bazen de daha sınırlı görünen bir damarın arkasında belirgin bir yüzeyel ven yetmezliği bulunabilir.
Kılcal damar, retiküler damar, yüzeyel varis ve daha ileri venöz yetmezlik aynı şey değildir. Bu farkı ayırmadan yapılan yorumlar ya gereksiz kaygı yaratır ya da gerçek sorunu küçümser. Varis olduğunu nasıl anlarız? Erken belirtiler rehberi ve hangi varis tehlikelidir? Riskli belirtiler rehberi gibi içerikler bu ayrımın neden önemli olduğunu hastanın gözünden anlatır.
Açıkçası bizim için belirleyici olan yalnızca damarın ne kadar görünür olduğu değildir. Şikayet var mı, gün sonunda artıyor mu, ödem eşlik ediyor mu, cilt değişikliği gelişmiş mi, Doppler’de geri kaçış var mı? Karar bu parçaların birlikte değerlendirilmesiyle verilir.
Bu nedenle “bacağımda damar var, kesin venöz yetmezlik” demek de, “sadece görüntü, önemli değildir” demek de çoğu zaman erken bir yorum olur. Doğru yaklaşım, önce bu damarın hangi sistemle ilişkili olduğunu anlamaktır.
Venöz yetmezliği değerlendirirken Doppler ultrason çoğu zaman en önemli araçlardan biridir. Çünkü yalnızca damarın şekline değil, içindeki akımın yönüne ve davranışına da bakmamızı sağlar. Bir bakıma damarların yol haritasını çıkarır.
Doppler ile hangi damarda kaçak olduğu, bu kaçağın ne kadar yaygın olduğu, yüzeyel sistemle mi sınırlı kaldığı, perforan damarların rolü olup olmadığı ve derin sistem hakkında dikkat gerektiren bir durum bulunup bulunmadığı anlaşılabilir. İşte bu bilgi olmadan tedavi planı kurmak çoğu zaman eksik kalır.
Varis ultrasonu neden önemlidir? Tanıda Doppler rehberi tam da bu yüzden önemli bir iç link hedefidir. Çünkü dışarıdan benzer görünen iki bacakta Doppler sonucu tamamen farklı olabilir. Birinde daha sınırlı bir yüzeyel problem varken, diğerinde daha planlı yaklaşım gerektiren bir venöz kaçak olabilir.
NICE’ın varis tanı ve yönetim rehberinde de, semptomatik ya da tekrar eden varislerde tanıyı doğrulamak ve reflü düzeyini görmek için duplex ultrason önerilir. Bu bilgi hastaya şunu anlatır: tedavi seçimi tahminle değil, ölçülmüş akım bilgisiyle yapılmalıdır. NICE varicose veins recommendations bu çerçeveyi destekleyen önemli kaynaklardan biridir.
Burada hastaların sık merak ettiği bir konu da “Doppler ağrılı bir işlem mi?” sorusudur. Genellikle hayır. Doppler ultrason cilt üzerinden yapılan, damarların yapısını ve akımını görmeye yarayan, günlük pratiğimizde çok değerli bir incelemedir. Hastanın yürüyerek geldiği, kısa sürede tamamlanan ve tedavi planını ciddi biçimde netleştiren bir değerlendirme olduğu için, çoğu zaman sürecin en kritik basamağını oluşturur.
Her hastada aynı hızla ilerlemez. Bazı kişilerde yıllarca daha hafif bir tabloda kalabilir. Bazılarında ise şikayetler yavaş yavaş artar ve dış görüntünün ötesine geçen sorunlar oluşabilir. Bu yüzden “zaten sadece varis” demek her zaman doğru bir yaklaşım değildir.
İlerleyen venöz yetmezlikte ayak bileği çevresinde kalıcı şişlik, ciltte kahverengi-kızılı renk değişiklikleri, kaşıntı, egzama benzeri alanlar, sertleşme ve daha ileri dönemde yara gelişimi görülebilir. MedlinePlus’ın staz dermatiti ve venöz ülser içeriği de, uzun süreli venöz basınç artışının cilt ve doku üzerinde nasıl etkiler oluşturabileceğini açıklar.
Bir diğer önemli nokta, yaşam kalitesindeki bozulmadır. Hasta bazen yalnızca “görüntü kötüleşiyor” diye değil, gün sonuna kadar bacakta ağırlık taşımaktan yorulduğu için yardım arar. Yani venöz yetmezliğin etkisi sadece tıbbi bulgularda değil, günlük yaşamın konforunda da hissedilir.
Bu nedenle varis zamanla geçer mi, yoksa ilerler mi? sorusu pratikte çok anlamlıdır. Çünkü birçok hasta yıllarca bekledikten sonra ancak cilt değişikliği başladığında başvurur. Oysa daha erken değerlendirme bazen çok daha net yol haritası sunar.

Tedavi her hastada aynı değildir. Bu cümle özellikle önemli. Çünkü bazı hastalarda yaşam tarzı düzenlemeleri, kilo kontrolü, uzun süre sabit ayakta kalmaktan kaçınma, yürüyüş ve uygun durumlarda kompresyon çorabı gibi destekleyici yaklaşımlar ilk aşamada anlamlı olabilir. Bazı hastalarda ise bunlar tek başına yeterli olmaz.
Burada amaç yalnızca damarı gizlemek değildir. Asıl amaç, yakınmaya neden olan venöz problemin kaynağını doğru ele almaktır. Bu yüzden önce hangi damarda sorun olduğu netleştirilir, ardından buna uygun seçenekler değerlendirilir. Varis tedavi yöntemleri: hangi yöntem kime uygundur? başlığı, bu genel çerçeveyi anlamak için önemli bir referanstır.
Tedavi yelpazesinde kompresyon, destekleyici önlemler, skleroterapi, köpük uygulamaları, lazer, radyofrekans ve seçilmiş durumlarda farklı yaklaşımlar olabilir. Ama her yöntem her damarda aynı mantıkla kullanılmaz. Küçük yüzeyel damar ile safen kaynaklı yetmezlik aynı planla ele alınmaz.
Bir bakıma burada soru “hangi yöntem en iyi?” değil, “bu hasta için hangi yöntem en mantıklı?” olmalıdır. Uygunluk için doktor değerlendirmesi gerekir.
Destekleyici yaklaşımın da küçümsenmemesi gerekir. Kimi hastada düzenli yürüyüş, uzun süre hareketsiz kalmaktan kaçınma, bacağı dinlendirirken kısa süreli yukarı kaldırma ve uygun seçilmiş kompresyon çorabı semptom yönetiminde anlamlı katkı sağlayabilir. Elbette çorap her hastada tek başına çözüm değildir; ama doğru hastada, doğru basınç sınıfında ve doğru kullanım alışkanlığıyla rahatlama sağlayabilir.
Bununla birlikte kompresyon çorabı konusunu da tek cümleyle geçmemek gerekir. Hastanın şikayet düzeyi, cilt durumu, eşlik eden damar yapısı ve günlük yaşam düzeni bu önerinin ne kadar uygulanabilir olduğunu etkiler. Bazı kişiler çoraptan belirgin fayda görürken, bazıları için asıl mesele altta yatan reflünün daha doğrudan ele alınması olabilir. Yani burada da kişiselleştirilmiş yaklaşım önemlidir.
Ameliyatsız tedaviler venöz yetmezlik alanında en çok merak edilen başlıklardan biridir. Çünkü birçok hasta haklı olarak daha sınırlı girişimle çözüm olup olmadığını öğrenmek ister. Uygun damarsal yapıda, uygun Doppler bulgularında ve doğru hasta seçildiğinde endovenöz yöntemler oldukça değerli olabilir.
Bu yöntemler arasında lazer, radyofrekans, köpük ve skleroterapi gibi seçenekler yer alır. Ama bu başlıklar yalnızca isim olarak bilinince yeterli olmaz. Hangi damarda kullanıldığı, hangi hastada daha mantıklı olduğu ve hangi durumda başka yaklaşımın tercih edildiği açıklanmalıdır. Lazerle varis tedavisi nasıl yapılır?, radyofrekans ile varis tedavisi ve skleroterapi (köpük) ile kılcal varis tedavisi bu yüzden birbirini tamamlayan iç linklerdir.
Özellikle yüzeyel sistem yetmezliğinde, uygun hastalarda lazer ya da radyofrekans gibi yöntemler damarı içeriden kapatmayı hedefleyebilir. Daha küçük veya farklı karakterdeki damarlarda köpük ya da skleroterapi öne çıkabilir. Köpük ile varis tedavisi nedir? Nasıl yapılır ve kimlere uygundur? gibi içerikler bu ayrımı destekler.
Ancak burada önemli olan şu: ameliyatsız olması, her hastada otomatik olarak en iyi seçenek olduğu anlamına gelmez. Bazen kombine yaklaşım gerekir. Bazen öncelik farklı damarsal bölgeleri sırayla ele almak olabilir. Bazen de öncelikle takip daha mantıklıdır. Yani yöntem değil, hasta merkezde olmalıdır.
Ameliyatsız tedavilerin en önemli avantajlarından biri, uygun hastada günlük yaşama daha hızlı dönüş sağlamasıdır. Ama bu avantajı abartmadan anlatmak gerekir. Çünkü işlemin başarısını belirleyen tek şey “ameliyatsız” olması değil; doğru damara, doğru teknikle, doğru zamanda uygulanmasıdır. Aksi halde hasta modern bir yöntem duymuş olsa bile kendi damarsal yapısına gerçekten uyup uymadığını anlamadan karar vermiş olur.
Biz klinikte yalnızca bacakta görünen damara bakarak karar vermiyoruz. Önce hastanın şikayetini gerçekten anlamaya çalışıyoruz. Gün sonunda artan ağırlık hissi mi var, şişlik mi ön planda, gece huzursuzluğu mu oluyor, ciltte değişiklik başlamış mı, estetik kaygı mı daha belirgin, yoksa ikisi birden mi? Çünkü aynı dış görüntü farklı hastalarda farklı anlam taşıyabilir.
Ardından muayene ve Doppler ultrason birlikte değerlendirilir. Hangi damarda reflü var, hangi segment etkilenmiş, perforan damarlar devrede mi, derin sistem açısından dikkat edilmesi gereken bir durum var mı? Tedavi planı ancak bu harita ile anlam kazanır.
Her hastada aynı yaklaşımı kullanmıyoruz. Çünkü bazı kişilerde öncelik semptom kontrolüdür, bazılarında cilt değişikliği gelişmesini önlemektir, bazılarında ise estetik ve fonksiyon birlikte değerlendirilir. Kararı belirleyen faktörler şunlardır: şikayetin düzeyi, Doppler bulgusu, damarın anatomik yapısı, hastanın günlük yaşamı ve beklentisi.
Kısacası amacımız yalnızca görünen damarı ortadan kaldırmak değildir. Asıl hedef, altta yatan venöz problemin gerçekten ne olduğunu doğru tanımlamak ve hastaya buna uygun yol haritası sunmaktır. İzmir’de ameliyatsız varis tedavisi: lazer, radyofrekans ve köpük yöntemleri gibi sayfalar bu yaklaşımın tedavi tarafını tamamlar.
Bu klinik yaklaşımın önemli bir tarafı da gereksiz işlemlerden kaçınmaktır. Çünkü her görünür damar için hemen girişim planlamak doğru değildir. Bazen hastanın asıl ihtiyacı net bir Doppler değerlendirmesi ve hangi tablonun gerçekten tedavi gerektirdiğinin açıklanmasıdır. Bu şeffaflık, uzun vadede daha sağlıklı karar verilmesini sağlar.
Bu sorunun cevabı yapılan işleme göre değişir. Lazer, radyofrekans, köpük ya da skleroterapi sonrası beklentiler aynı değildir. Yine de genel olarak, ameliyatsız venöz girişimlerde büyük kesi yerine daha sınırlı girişler söz konusu olduğu için toparlanma çoğu hastada daha yönetilebilir olabilir.
Bazı hastalarda ilk günlerde hafif gerginlik, hassasiyet, morarma ya da çekilme hissi olabilir. Bu her zaman kötü bir tablo anlamına gelmez. Asıl önemli olan, beklenen iyileşme çizgisinin korunup korunmadığıdır. Varis çorabı kullanımı, yürüyüş önerileri, kontrol zamanı ve günlük yaşama dönüş süresi yapılan işleme göre değişir.
Hastaların çoğu şu soruyu sorar: “Sonuç hemen görülür mü?” Bazı değişiklikler erken dönemde fark edilir. Ama damar yapısının yatışması, morlukların azalması ve nihai görünümün oturması biraz zaman alabilir. Özellikle yüzeysel görünüm açısından sabırlı olmak gerekir.
Eğer beklenmeyen ağrı artışı, belirgin kızarıklık, olağan dışı şişlik, ateş ya da farklı alarm bulguları olursa yeniden değerlendirme gerekir. Yani işlem sonrası dönem de tedavinin parçasıdır; yalnızca işlem günüyle bitmez.
Eğer bacaklarda gün sonunda artan ağırlık, belirgin şişlik, ağrı, yanma, kaşıntı, huzursuzluk ya da görünür damarlarla birlikte artan yakınma varsa değerlendirme mantıklı olabilir. Aynı şekilde ciltte renk değişikliği, ayak bileği çevresinde sertleşme, kaşıntılı egzama görünümü ya da yara eğilimi varsa bunu ertelememek gerekir.
Ani tek taraflı şişlik, alışılmadık hassasiyet ya da hızlı değişen tablo gibi durumlar ise daha dikkatli yaklaşım gerektirir. Burada amaç okuru korkutmak değildir; ama hangi belirtilerin daha ciddi değerlendirme gerektirebileceğini de belirsiz bırakmamak gerekir.
Bazı kişiler yalnızca estetik kaygı nedeniyle başvurur, bazıları ise yıllardır süren şikayetlerini artık taşımakta zorlandığı için. Her iki başvuru nedeni de anlaşılırdır. Çünkü her hasta aynı yerden başlamaz. En doğru yaklaşım muayene ve Doppler ile belirlenir. Sizin için en uygun yöntem, bu değerlendirme sonrası netleşir.
Özellikle daha önce farklı kremler, bitkisel öneriler ya da rastgele tavsiyeler denemiş ama net yanıt alamamış hastalarda, uzayan belirsizlik daha fazla yorgunluk yaratabilir. Böyle durumlarda doğru değerlendirme yalnızca tedavi kararı için değil, sorunun adını koymak için de rahatlatıcı olur. Çünkü hasta neyle karşı karşıya olduğunu bildiğinde, sonraki adımları daha sağlıklı planlayabilir.
Tam olarak aynı şey değildir. Varis çoğu zaman venöz yetmezliğin görünen sonuçlarından biri olabilir. Ama venöz yetmezlik daha geniş bir dolaşım problemidir ve bazen belirgin varis olmadan da şikayet yapabilir.
Genellikle kendiliğinden tamamen düzelmesini beklemeyiz. Şikayet düzeyi zaman zaman değişebilir ama altta yatan kapak yetmezliği veya venöz kaçak varsa değerlendirme gerekir.
Hayır. Her hastada aynı yaklaşım uygun olmaz. Bazı kişilerde destekleyici önlemler ve takip yeterli olabilir, bazılarında ise girişimsel tedavi daha anlamlı hale gelir.
Yalnızca dış görüntüye bakarak sağlıklı karar vermek çoğu zaman zordur. Doppler ultrason hangi damarda sorun olduğunu ve tedavi planının neye göre şekillenmesi gerektiğini gösterir.
Hayır. Şişlik birçok farklı nedenle olabilir. Ama özellikle gün sonunda artıyor, ağırlık hissi ve damar belirginliği eşlik ediyorsa venöz sistem açısından değerlendirme yapmak anlamlı olabilir.
Kalıcılık hastanın damar yapısına, seçilen yönteme ve altta yatan venöz probleme göre değişebilir. Uygun hastada etkili olabilir, ancak her kişide aynı seyri beklemeyiz.
İleri ve uzun süredir devam eden olgularda cilt değişiklikleri ve venöz ülser gelişebilir. Bu risk her hastada aynı değildir ama özellikle ciltte koyulaşma veya sertleşme varsa daha dikkatli değerlendirme gerekir.
Muayene, şikayetler, Doppler bulguları ve hastanın beklentisi birlikte değerlendirilir. Karar yalnızca damar görünümüne göre değil, problemin kaynağına göre verilir.
İçerik Yazarı
Girişimsel Radyoloji Uzmanı
1986 yılında Elbistan’da doğmuştur. 2010 yılında İstanbul Tıp Fakültesinden mezun oldu. 2015 yılında İstanbul Eğitim ve Araştırma Hastanesinden Radyoloji ihtisasını aldı. 2015-2017 yılları arasında Tatvan Devlet Hastanesinde zorunlu hizmetini yapmıştır. 2018 yılından itibaren İzmir Çiğli Eğitim ve Araştırma Hastanesinde Girişimsel Radyolog olarak çalışmaktadır.
Uzmanlık Alanları
İzmir Çiğli Eğitim ve Araştırma Hastanesi – Girişimsel Radyoloji Kliniği
0232 398 3700 – İç Hat:55387
info@girisimsel.com.tr
