Sayfa İçindekiler
Toggle
Genital bölgede damar belirginleşmesi fark etmek çoğu kadın için beklenmedik ve kaygı verici bir durumdur. Özellikle şişlik, dolgunluk, yanma ya da gün sonunda artan baskı hissi eşlik ediyorsa akla hemen aynı soru gelir: vajinal varis tedavisi var mı?
Kısa cevap evet, var. Ama en doğru cevap biraz daha ayrıntılıdır. Çünkü halk arasında vajinal varis denilen durumun bir kısmı dış genital bölgedeki yani vulvadaki varislerle, bir kısmı ise pelvis içindeki toplardamar sorunlarıyla ilişkilidir. Bu nedenle önce sorunun tam olarak nereden kaynaklandığını anlamak gerekir.
Bazı hastalarda yalnızca gebelikte belirginleşen ve doğumdan sonra gerileyen vulvar varisler görülür. Bazılarında ise pelvik venöz yetmezlik dediğimiz, pelvis içindeki damarlarda geri kaçışla ilişkili daha kalıcı bir tablo vardır. Dışarıdan görülen damar küçük olsa bile asıl kaynak daha içeride olabilir.
Bu yazıda genital varis tedavisi seçeneklerini, vajinal varis neden olur sorusunun yanıtını, hangi belirtilerin önem taşıdığını ve uygun hastalarda ameliyatsız yaklaşımların nasıl planlandığını sade bir dille ele alacağım. Varis hastalığının genel mantığını daha geniş çerçevede görmek isterseniz varis nedir ve neden olur içeriği de iyi bir başlangıç olabilir.
Hastaların vajinal varis diye anlattığı durum çoğu zaman vulva yani dış genital bölgedeki toplardamarların genişlemesidir. Labiumlarda mavi-mor damar belirginliği, yumuşak şişlik, ayakta kalınca artan dolgunluk hissi bu tabloya eşlik edebilir. Gerçek vajinal duvar varisleri de görülebilir; ancak gündelik dilde bu iki durum sıklıkla aynı başlık altında konuşulur.
Bu ayrımın önemli bir nedeni vardır. Dışarıdan görülen varis tek başına yüzeyel bir sorun gibi algılanabilir. Oysa bazı hastalarda bu damarlar pelvik damarlardaki basınç artışının dışa yansımasıdır. Yani mesele yalnızca cilt altında belirginleşen damar değildir.
Genital bölge varisleri çoğu zaman bacak varislerinden daha az konuşulur. Bu da hastanın gecikmesine neden olabilir. Birçok kadın utandığı için uzun süre bu şikâyeti dile getirmez. Oysa genital varis nadir görülen, anlaşılmaz bir tablo olmak zorunda değildir; doğru muayene ve görüntüleme ile çoğu zaman açıklanabilir.
Burada ilk sakinleştirici bilgi şu olmalı: Her genital damar belirginliği tehlikeli değildir. Ancak uzun sürüyorsa, ağrı yapıyorsa ya da gebelik sonrasında da devam ediyorsa değerlendirmek gerekir.
En sık nedenlerden biri gebeliktir. Gebelikte artan kan hacmi, hormonların damar duvarı üzerindeki gevşetici etkisi ve büyüyen rahmin pelvik damarlara yaptığı bası, genital bölgede varis gelişmesini kolaylaştırabilir. Bu nedenle birçok hastada sorun ilk kez gebelikte fark edilir.
İkinci önemli neden pelvik venöz yetmezliktir. Bacak varislerinde olduğu gibi pelvis içindeki bazı toplardamarlarda da kapakçık yetersizliği ve geri kaçış olabilir. Bu geri kaçış uzun sürdüğünde damar basıncı artar, pelvis içinde genişlemiş venöz ağlar oluşur ve zamanla vulva çevresine uzanan varisler ortaya çıkabilir. Bu mekanizmayı anlamak için bacaklarda venöz yetmezlik başlığı da fikir vericidir; prensip benzer, bölge farklıdır.
Bunlara ek olarak çok sayıda gebelik, ailevi yatkınlık, uzun süre ayakta kalma, kabızlık, pelvik bölgede basınç artışı oluşturan durumlar ve eşlik eden bacak varisleri riski artırabilir. Bazı hastalarda genital varis ile birlikte kasıkta dolgunluk, bacaklarda varis veya pelvik ağrı da bulunur.
Dr. Mehmet Hakan Pıçak olarak klinik pratiğimde dikkat ettiğim önemli noktalardan biri şudur: dışarıdan görülen damarın büyüklüğü ile hastanın yaşadığı rahatsızlık her zaman aynı düzeyde olmaz. Küçük görünen bir damar belirgin basınç hissi yapabilir. Daha belirgin bir damar ise daha az şikâyet oluşturabilir. Bu nedenle yalnızca görüntüye göre karar vermek doğru değildir.
Genital varis belirtileri her hastada aynı olmaz. En sık görülen yakınmalar vulvada şişlik, damar belirginliği, gün sonunda artan dolgunluk, yanma, basınç hissi, kaşıntı ve hassasiyettir. Uzun süre ayakta kalınca ya da gün ilerledikçe yakınmaların artması tipiktir.
Bazı hastalarda cinsel ilişki sırasında veya sonrasında rahatsızlık hissi olabilir. Bazılarında ise pelvik bölgede künt ağrı, kasıkta ağırlık ya da bacak varisleriyle birlikte seyreden şikâyetler tabloya eşlik eder. Gebelikte yakınmalar daha çok ikinci yarıda belirginleşebilir.
Bazen damarlar yalnızca görünür hale gelir ama ağrı azdır. Bazen de dış görünüm sınırlı olmasına rağmen hasta yürürken, oturup kalkarken ya da dar kıyafet giydiğinde belirgin rahatsızlık hisseder. Her genital ağrı varis değildir, ama genital bölgede damar belirginliği ile birlikte tekrarlayan baskı hissi varsa bu ihtimal düşünülmelidir.
Yakınma birkaç günde geçmiyorsa, şişlik tekrarlıyorsa veya gebelik sonrasında da devam ediyorsa muayene planlamak mantıklıdır. Özellikle ayakta kaldıkça artan vulvar dolgunluk, gözle görülen damar kümeleri, ilişki sonrası ağrı ya da eşlik eden pelvik basınç hissi varsa tabloyu netleştirmek gerekir.
Şu durumlarda değerlendirmeyi geciktirmemek daha doğrudur: – Damar alanında ani sertleşme, kızarıklık veya belirgin ağrı gelişmesi – Kanama olması – Tek taraflı hızla artan şişlik – Gebelikte beklenenden fazla ağrı ve hassasiyet – Doğumdan aylar sonra gerilemeyen genital varisler – Genital varise bacak varisleri ve kronik pelvik ağrının eşlik etmesi
Alarm yaratmadan açık söylemek gerekir: Risksiz diye düşünüp tamamen görmezden gelmek doğru değildir. Çoğu zaman acil bir tablo olmaz; yine de pıhtı, belirgin reflü veya farklı jinekolojik sorunlarla karışabileceği için uzun süren şikâyette değerlendirme gerekir.
Tanının ilk basamağı dikkatli öykü ve muayenedir. Şikâyetin ne zaman arttığı, gebelikle ilişkisi, gün sonunda artıp artmadığı, eşlik eden pelvik ağrı, bacak varisi, daha önce geçirilmiş doğumlar ve mevcut damar görünümü birlikte değerlendirilir.
Birçok hastada genital varis muayenede fark edilebilir. Ancak asıl önemli soru şudur: Bu damarlar yüzeyel olarak mı sınırlı, yoksa pelvis içindeki damarlardan mı besleniyor? İşte bu noktada Doppler ultrason devreye girer. Perineal ve pelvik damarların ultrasonla değerlendirilmesi, geri kaçışın yönünü ve olası kaynak damarı anlamaya yardım eder.
Gerekli hastalarda transvajinal ultrason, MR ya da daha ileri venöz görüntüleme de gündeme gelebilir. Özellikle kronik pelvik ağrı, ilişki sonrası ağrı, bacak varisleri ve vulvar varis birlikteyse pelvik kaynak daha ciddi biçimde düşünülür. Tanı yalnızca görünen damarı tarif etmek değil, sorunun haritasını çıkarmaktır.
Biz bu hastaları değerlendirirken önce şuna bakıyoruz: sorun gerçekten dış genital bölgedeki lokal damarlarla mı sınırlı, yoksa pelvik venöz basınç artışının bir parçası mı? Bu ayrım yapılmadan her hastaya aynı tedaviyi önermek doğru olmaz. Önce doğru tanı, sonra doğru tedavi planı gerekir.
Evet, vajinal varis tedavisi vardır. Ama tedavi tek bir yöntemden ibaret değildir. Bazı hastalarda ilk yaklaşım izlem, semptom kontrolü ve özellikle gebelikte destekleyici önlemler olur. Bazılarında ise kalıcı ve belirgin şikâyet nedeniyle girişimsel tedavi gündeme gelir.
Özellikle gebelikte gelişen genital varislerin önemli bir kısmı doğumdan sonra gerileyebilir. Bu nedenle her gebelik varisine hemen işlem planlanmaz. Şikâyet hafifse ve alarm bulgusu yoksa bir süre izlem mantıklı olabilir. Buna karşılık doğum sonrası kalıcı kalan, ağrı ve dolgunluk yapan ya da pelvik reflü ile ilişkili olan olgularda daha aktif tedavi düşünülebilir.
Genel tedavi seçeneklerine daha geniş açıdan bakmak isterseniz İzmir’de ameliyatsız varis tedavisi sayfası, minimal invaziv yaklaşımın mantığını özetler. Burada önemli olan, genital varis tedavisinin sadece estetik bir müdahale olmadığıdır. Amaç mümkünse ağrı, basınç ve günlük yaşam kısıtlılığını azaltmaktır.
Benim yaklaşımımda asıl önemli nokta, hastanın şikâyeti ile görüntüleme bulgusunun örtüşmesidir. Damar var diye işlem yapmak da, şikâyet var diye kaynağı doğrulamadan tedaviye gitmek de doğru değildir. Uygun hasta seçimi burada belirleyicidir.
Tedavi biçimi sorunun kaynağına göre değişir. Eğer daha çok dış genital bölgede sınırlı, uygun çapta ve seçilmiş yüzeyel damarlar söz konusuysa skleroterapi benzeri yöntemler değerlendirilebilir. Bu yaklaşımda damar içine uygun madde verilerek damarın kapanması hedeflenir. Benzer mantığın bacak yüzeyel damarlarındaki kullanımını Skleroterapi (Köpük) ile kılcal varis tedavisi içeriğinde daha genel çerçevede görebilirsiniz.
Eğer kaynak pelvis içindeki reflü yapan damarlarsa, o zaman tedavi yalnızca dışarıdaki damara yönelmez. Bu hastalarda girişimsel radyoloji ile yapılan embolizasyon gündeme gelebilir. Kateter yardımıyla sorunlu pelvik damarlar hedeflenir ve geri kaçış azaltılmaya çalışılır. Böylece dış genital bölgedeki damar basıncı da düşebilir.
Bazen tek bir seans ve tek bir yöntem yeterli olur. Bazen de kombine plan gerekir. Önce pelvik kaynak tedavi edilir, daha sonra dışarıda kalan sınırlı damarlar ayrıca ele alınır. Nadiren yalnızca dıştaki damara odaklanmak kısa vadeli düzelme sağlayıp kaynağı çözmeyebilir. Bu yüzden doğru damara doğru müdahale prensibi burada da geçerlidir.
İşlemlerin çoğu klasik açık ameliyat mantığında değildir. Uygun hastada ayaktan ya da kısa gözlemle planlanabilen, daha sınırlı kesi ve daha hızlı toparlanma sağlayabilen minimal invaziv seçenekler öne çıkar. Yine de bunları basit kozmetik uygulama gibi görmek doğru olmaz.
Gebelik genital varislerin en sık görüldüğü dönemlerden biridir. Bu durumda en önemli nokta, gereksiz panik ile gereksiz ihmal arasında dengeli kalmaktır. Çünkü birçok gebelik varisi doğumdan sonra kısmen ya da belirgin biçimde gerileyebilir.
Bu nedenle gebelikte ilk yaklaşım çoğu zaman destekleyicidir. Uzun süre ayakta kalmamak, fırsat oldukça pozisyon değiştirmek, kabızlığı azaltmak, rahat kıyafet tercih etmek ve hekim önerisine göre destekleyici kompresyon yöntemleri kullanmak şikâyeti hafifletebilir. Şikâyet çok belirginse ya da ağrı artıyorsa kadın doğum ve damar değerlendirmesi birlikte düşünülmelidir.
Gebelikte planlı elektif girişimsel tedaviler çoğu hastada doğum sonrasına bırakılır. Ancak şiddetli ağrı, sertleşme, belirgin kızarıklık ya da tromboflebit şüphesi varsa yaklaşım değişebilir. Burada standart bir internet cümlesi yerine bireysel değerlendirme gerekir.
Açıkçası hastayı en çok rahatlatan şeylerden biri, bunun nadir konuşulan ama tanınabilir bir durum olduğunu bilmektir. Genital bölgede varis görmek utandırıcı olabilir; fakat bu tablo özellikle gebelikte tek başına olağan dışı kabul edilmez. Sorun kalıcı hale gelirse doğum sonrası daha net ve güvenli bir tedavi planı yapmak mümkün olur.
Genital varis tedavisinde yöntem ne olursa olsun risksiz işlem yoktur. Skleroterapi sonrası morarma, hassasiyet, geçici sertlik, pigment değişikliği ya da ek seans ihtiyacı olabilir. Pelvik damar embolizasyonu sonrası ise birkaç gün sürebilen pelvik ağrı artışı, giriş yerinde morluk, yorgunluk ve nadiren daha ciddi komplikasyonlar görülebilir.
İyileşme süresi yapılan işleme ve hastanın damar yapısına göre değişir. Bazı hastalar kısa sürede günlük yaşamına döner. Bazılarında birkaç hafta içinde daha belirgin rahatlama olur. Özellikle pelvik kaynaklı olgularda ertesi gün mucizevi düzelme beklemek gerçekçi değildir; venöz basıncın azalması ve yakınmaların oturması zaman alabilir.
Ayrıca tedavi edilen damarın düzelmesi, zaman içinde başka damarların hiç sorun çıkarmayacağı anlamına gelmez. Genetik yatkınlık, gebelik planı ve pelvik venöz yapı uzun dönem sonucu etkileyebilir. Bu nedenle beklentiyi baştan doğru kurmak önemlidir.
Kliniğimizde süreç genellikle detaylı öykü ile başlar. Şikâyetin ne kadar süredir olduğu, gebelik ve doğum öyküsü, bacak varisi bulunup bulunmadığı, gün içinde ne zaman arttığı, ilişki sonrası ağrı olup olmadığı ve daha önce yapılan jinekolojik değerlendirmeler birlikte ele alınır. Çünkü genital varis sadece dışarıdan bakılarak tam anlaşılmaz.
Ardından muayene ve uygun görüntüleme ile sorunun haritasını çıkarmaya çalışırız. Eğer tablo lokal vulvar varisle sınırlıysa başka, pelvik kaynak düşünülüyorsa başka bir yol izleriz. Gerekirse kadın doğum değerlendirmesi ile birlikte ilerlemek de bu nedenle önemlidir. Her hastaya aynı işlemi önermiyoruz; çünkü aynı görünümün altında farklı damar paternleri yatabilir.
Tedavi planı netleştiğinde hastaya şu başlıkları açık biçimde anlatmak gerekir: neyi tedavi ediyoruz, neden bu yöntemi seçiyoruz, işlemden sonra ne hissedilebilir, ne kadar sürede kontrol gerekir, ek seans ihtimali var mı? Bence kaygıyı azaltan şey çoğu zaman sadece tedavi değil, sürecin anlaşılır hale gelmesidir.
Şikâyetleriniz uzun sürüyorsa, doğum sonrası gerilemiyorsa ya da genital bölgedeki damar görünümü günlük yaşamınızı etkiliyorsa önce nedenini netleştirmek önemlidir. Uygun hastalarda minimal invaziv seçenekler düşünülebilir; uygun olmayan hastalarda ise gereksiz işlemden kaçınmak en doğru yaklaşım olur.
Güvenilir kaynaklar genital bölgedeki varislerin özellikle gebelikte görülebileceğini ve çoğu durumda ilk basamakta destekleyici yaklaşımın tercih edildiğini gösteriyor. ACOG gebelikte cilt değişiklikleri ve varis bilgisi, varislerin vulva ve vajina bölgesinde de oluşabileceğini, çoğu olguda doğumdan sonra gerileyebildiğini ve hareket, bacakları dinlendirme ile kabızlıktan kaçınma gibi basit önlemlerin rahatlatıcı olabileceğini vurguluyor.
Pelvik kaynak düşünülüyorsa, Ovarian Vein Embolization sayfasında da anlatıldığı gibi tanıda pelvik ve transvajinal ultrason, BT, MR ve venografi gibi yöntemler kullanılabiliyor. Uygun hastalarda embolizasyon, geri kaçış yapan damarı kapatarak ağrı ve basınç hissini azaltmaya yönelik minimal invaziv bir seçenek olarak yer alıyor.
Vulvar varislerin tanı ve tedavisini değerlendiren Vulvar varicosities: diagnosis, treatment, and prevention derlemesi ise önemli bir noktayı netleştiriyor: birçok olguda tanı muayene ile düşünülebilir, ancak kaynak damarı ve reflü paternini anlamak için duplex ultrason değerlidir. Gebelikte yaklaşım çoğu zaman konservatiftir; gebelik dışındaki seçilmiş hastalarda ise skleroterapi veya pelvik venlere yönelik girişimler düşünülebilir. Kısacası bilimsel çerçeve şu mesajı verir: vajinal varis tedavisi vardır, ama doğru hasta seçimi olmadan standart bir reçete yoktur.
Vajinal varis ya da genital varis, çoğu zaman utanma nedeniyle geç dile getirilen ama doğru değerlendirildiğinde yönetilebilen bir durumdur. Özellikle gebelikte geçici olabilir; buna karşılık doğum sonrası devam eden, ağrı yapan ya da pelvik kaynak düşündüren olgularda tedavi seçenekleri vardır.
En doğru yaklaşım, dışarıda görülen damara tek başına odaklanmak değil, kaynağı anlamaktır. Şikâyetleriniz sürüyorsa önce nedenini netleştirmek, sonra size uygun minimal invaziv ya da konservatif planı belirlemek daha sağlıklı olur.
Gebelikle ilişkili genital varislerin bir kısmı doğumdan sonra belirgin şekilde azalabilir. Ancak her hastada tamamen kaybolması beklenmez. Doğum sonrası kalıcı kalan, ağrı yapan ya da pelvik reflü ile ilişkili olan olgularda değerlendirme gerekir.
Evet, olabilir. Bazı hastalarda yalnızca görünür damar vardır. Bazılarında ise dolgunluk, yanma, basınç hissi, hassasiyet ve gün sonunda artan rahatsızlık ön plandadır. Şikâyetin düzeyi damarın görünümüyle her zaman aynı olmayabilir.
Hayır. Her hasta açık cerrahi gerektirmez. Uygun hastalarda izlem, destekleyici önlemler, skleroterapi veya pelvik damarlara yönelik embolizasyon gibi minimal invaziv seçenekler düşünülebilir.
Çoğu gebelikte ilk yaklaşım destekleyicidir ve planlı elektif girişimler doğum sonrasına bırakılır. Ancak belirgin ağrı, tromboflebit şüphesi ya da farklı alarm bulguları varsa yaklaşım değişebilir. Gebelikte karar bireysel verilmelidir.
Klasik açık ameliyat değildir. Kateter yardımıyla damar içinden yapılan minimal invaziv bir girişimdir. Hangi hastada gerekli olduğu ancak görüntüleme ve semptom değerlendirmesi sonrası anlaşılır.
Seçilmiş yüzeyel damar yapılarında uygulanabilir. Ancak her genital varis skleroterapi için uygun değildir. Damarın pelvis içindeki büyük bir reflü hattına bağlı olup olmadığı mutlaka değerlendirilmelidir.
Bazı hastalarda ilişki sırasında ya da sonrasında rahatsızlık, basınç ya da ağrı olabilir. Bu durum özellikle pelvik venöz kaynak eşlik ediyorsa daha belirgin hale gelebilir. Kesin yorum için muayene gerekir.
Tekrarlayabilir. Özellikle yeni gebelikler, altta devam eden pelvik venöz yetmezlik ya da genetik yatkınlık varsa zaman içinde benzer yakınmalar yeniden ortaya çıkabilir. Bu nedenle takip önemlidir.
İçerik Yazarı
Uzman Dr. Mehmet Hakan PIÇAK
Girişimsel Radyoloji Uzmanı
1986 yılında Elbistan’da doğmuştur. 2010 yılında İstanbul Tıp Fakültesinden mezun oldu. 2015 yılında İstanbul Eğitim ve Araştırma Hastanesinden Radyoloji ihtisasını aldı. 2015-2017 yılları arasında Tatvan Devlet Hastanesinde zorunlu hizmetini yapmıştır. 2018 yılından itibaren İzmir Çiğli Eğitim ve Araştırma Hastanesinde Girişimsel Radyolog olarak çalışmaktadır.
Uzmanlık Alanları
İzmir Çiğli Eğitim ve Araştırma Hastanesi – Girişimsel Radyoloji Kliniği
0232 398 3700 – İç Hat:55387
info@girisimsel.com.tr
