Sayfa İçindekiler
Toggleİç varis tedavisi, sadece cilt altında görünen damarları değil, bu damarların altında yatan geri kaçış problemini yani venöz yetmezliği hedefler. Birçok kişi bacağında belirgin, kabarık damar görmediği halde gün sonunda artan ağırlık hissi, yanma, dolgunluk, kaşıntı veya ayak bileğinde şişlik yaşayabilir. İşte halk arasında “iç varis” denilen tablo çoğu zaman tam olarak budur.
Bu nedenle iç varis, yalnızca estetik bir sorun gibi düşünülmemelidir. Şikayetler uzadığında günlük yaşam kalitesi düşebilir; uzun süre ayakta kalmak zorlaşabilir; bazı hastalarda cilt değişiklikleri bile gelişebilir. Öte yandan her iç varis aynı şiddette seyretmez. Önce doğru tanı, sonra doğru tedavi gerekir.
Günümüzde iç varis nasıl tedavi edilir sorusunun yanıtı, eskiye göre daha konforlu seçenekler içerir. Uygun hastalarda lazer, radyofrekans veya köpük tedavisi gibi minimal invaziv yöntemler kullanılabilir. Daha geniş bir çerçeve görmek isterseniz İzmir’de ameliyatsız varis tedavisi sayfası da genel tedavi yaklaşımını anlamak için iyi bir başlangıçtır.

“İç varis” tıbbi literatürde tek başına resmi bir hastalık adı değildir. Hastalar bu ifadeyi genellikle dışarıdan çok belirgin görünmeyen ama içeride toplardamar kaçışı bulunan durumlar için kullanır. Çoğu zaman büyük safen ven, küçük safen ven ya da bunlarla bağlantılı damar segmentlerinde kapak yetmezliği söz konusudur.
Normalde bacak toplardamarlarında kanı yukarı taşıyan tek yönlü kapakçıklar vardır. Bu kapakçıklar zayıfladığında kan aşağı doğru geri kaçar; buna reflü denir. Reflü arttıkça damar içi basınç yükselir, zamanla ağrı, şişlik ve görünür ya da görünmez varis şikayetleri ortaya çıkar. Yani sorun sadece “damarın görünmesi” değildir; asıl mesele damar sisteminin görevini düzgün yapamamasıdır.
Bazı hastalarda bu tabloya perforan ven yetmezliği eşlik eder. Daha nadiren geçirilmiş pıhtı, derin ven sistemi sorunları veya pelvis kaynaklı venöz problemler de benzer şikayetlere katkıda bulunabilir. Bu yüzden iç varis tanısı yalnızca bakarak değil, damarın işleyişini değerlendirerek konur.
İç varisin temelinde çoğu zaman kapakçık yetmezliği vardır. Genetik yatkınlık önemli bir etkendir; ailede varis öyküsü bulunan kişilerde risk artabilir. Uzun süre ayakta çalışma, hareketsiz yaşam, kilo artışı, hamilelik ve yaşla birlikte damar duvarında gelişen gevşeme de tabloyu belirginleştirebilir.
Bacaklarımızdaki toplardamarlar kanı yerçekimine karşı yukarı taşır. Bunu hem kapakçıklar hem de baldır kaslarının pompalayıcı etkisi sağlar. Gün içinde saatlerce ayakta kalındığında veya uzun süre oturulduğunda bu sistem zorlanır. Damar genişledikçe kapakçıklar tam kapanamaz; kapakçık tam kapanamadıkça geri kaçış daha da artar. Böylece kısır bir döngü oluşur.
Doktor Notu
Klinik pratiğimde, hastaların önemli bir kısmında şikayetin yıllar içinde yavaş ilerlediğini görüyorum. Başlangıçta sadece yorgunluk gibi tarif edilen yakınmalar, zamanla şişlik, gece krampları veya iç yüzde belirginleşen ağrıya dönüşebiliyor. Bu ilerleyiş her hastada aynı hızda olmaz; kişiye göre değişebilir.
İç varis belirtileri her zaman dışarıdan görünen büyük damarlarla başlamaz. Hatta bazı hastalar “damarım çok belli değil ama bacağım rahat değil” diyerek başvurur. Bu ifade çoğu zaman oldukça değerlidir. Çünkü venöz yetmezlik, görünür damardan önce şikayet üretmeye başlayabilir.
En sık gördüğümüz yakınmalar arasında gün sonunda artan bacak ağırlığı, dolgunluk hissi, yanma, sızlama, ayak bileğinde şişlik, gece krampları ve kaşıntı yer alır. Özellikle sıcak havalarda ve uzun süre ayakta kalındığında belirtiler daha belirgin hale gelebilir. Bacağı uzatınca veya yukarı kaldırınca rahatlama hissi olması da venöz köken lehine ipucu verebilir.
Bazı hastalarda iç bacak boyunca hassasiyet, çorap izi belirginleşmesi veya ayakta kalınca artan huzursuzluk hissi ön plandadır. Bu tabloyu bacaklarda venöz yetmezlik başlığı ile birlikte düşünmek gerekir; çünkü iç varis çoğu zaman daha geniş venöz yetmezlik tablosunun bir parçasıdır.
Daha ileri olgularda ciltte koyulaşma, kuruluk, egzama benzeri görünüm ve nadiren yara gelişimi görülebilir. Ani başlayan tek taraflı belirgin şişlik, kızarıklık veya şiddetli ağrı ise rutin varis yakınması gibi değerlendirilmemelidir; pıhtı gibi farklı durumların dışlanması gerekir.
Yanlış Bilinen
Yanlış Bilinen: İç varis dışarıdan kabarık damar görünmüyorsa yoktur.
Doğrusu: Venöz yetmezlik erken dönemde belirgin kabarık damar oluşturmadan da ağırlık, yanma ve şişlik yapabilir; tanı mutlaka Doppler ultrason ile doğrulanmalıdır.

Her bacak ağrısı varis anlamına gelmez; her varis de aynı gün işlem gerektirmez. Ancak şikayetler birkaç haftayı aşmışsa, akşamları düzenli biçimde artıyorsa, ayak bileğinde tekrarlayan şişlik oluyorsa veya ciltte renk değişikliği başladıysa değerlendirme geciktirilmemelidir.
Uluslararası hasta bilgilendirme kaynaklarında da benzer uyarılar vardır. Örneğin NHS varis bilgilendirme sayfası ağrı, kaşıntı, şişlik ve iyileşmeyen yara gibi durumlarda değerlendirme önerir. NICE rehberi de semptomatik varis, cilt değişikliği, yüzeyel damar sertleşmesi veya iyileşmiş/aktif venöz ülser durumlarında ileri incelemeyi destekler.
Kanama, ani sertleşme, bacakta belirgin ısı artışı ya da yeni gelişen ciddi asimetri varsa beklemek doğru olmaz. Özellikle kanayan varis acil değerlendirme gerektirir. Bunun dışında daha hafif ama inatçı yakınmalarda amaç paniğe kapılmak değil, nedenini netleştirmektir.
İç varis tanısında en önemli araç Doppler ultrason incelemesidir. Bu inceleme yalnızca damarın çapına bakmaz; kanın hangi yönde aktığını, reflü olup olmadığını, problemin hangi segmentte başladığını ve derin ven sisteminin durumunu da gösterir.
Biz bu hastaları değerlendirirken önce şikayetin paternine bakıyoruz: gün içinde ne zaman artıyor, tek bacak mı iki bacak mı etkileniyor, gebelik öyküsü var mı, aile hikayesi var mı, daha önce pıhtı geçirilmiş mi? Ardından ayakta yapılan Doppler ultrason ile damar haritalaması yapıyoruz. Çünkü yatar pozisyonda gözden kaçabilen bazı reflü alanları ayakta daha net ortaya çıkabilir.
Ayrıca her şişlik veya ağrı venöz yetmezlik kaynaklı değildir. Lenfödem, ortopedik sorunlar, kas-iskelet sistemi ağrıları ya da sistemik bazı hastalıklar benzer yakınmalar yapabilir. Bu nedenle doğru tanı yalnızca varisi doğrulamak için değil, varis dışı nedenleri ayırmak için de gereklidir.
İç Variste Tanı Yalnızca Görsel Değerlendirmeyle Konmaz
Venöz yetmezliğin kaynağı ve derecesi, basit el Doppleri veya görünür damara odaklanan değerlendirmeyle yeterince anlaşılamaz. Tedavi planı mutlaka ayrıntılı Doppler görüntüleme sonrası kişiye özel netleştirilmelidir.
İç varis nasıl tedavi edilir sorusunun yanıtı, altta yatan damar yapısına göre değişir. Eğer ana yüzeyel toplardamarlarda belirgin reflü saptanıyorsa güncel yaklaşım çoğu zaman endovenöz tedavilerdir. Bunlar damar içinden, ultrason eşliğinde uygulanan ve genellikle lokal anestezi ile yapılabilen yöntemlerdir.
NICE rehberi, uygun hastalarda tedavi sıralamasında önce endothermal ablasyonu; bu uygun değilse ultrason eşliğinde köpük skleroterapiyi; bu da uygun değilse cerrahi seçeneği önerir. Bu yaklaşımın mantığı basittir: daha az invaziv yöntemlerle etkili sonuç alma hedefi. Rehberin özetine buradan ulaşabilirsiniz.
Sık kullanılan tedavi seçenekleri şunlardır:
– Endovenöz lazer: Damar içine yerleştirilen ince fiber ile problemli damar kontrollü ısı enerjisiyle kapatılır. Konuya özel teknik ayrıntılar için lazerle varis tedavisi nasıl yapılır içeriğine bakabilirsiniz. – Radyofrekans ablasyon: Benzer şekilde damar içine kateter yerleştirilir ve radyofrekans enerjisiyle damar duvarı kapatılır. Daha ayrıntılı bilgi için radyofrekans ile varis tedavisi sayfası yardımcı olabilir. – Köpük skleroterapi: Özellikle kıvrımlı damar segmentlerinde, yan dallarda veya bazı uygun anatomilerde ultrason eşliğinde damara sklerozan köpük verilerek tedavi uygulanabilir. – Kompresyon ve yaşam tarzı düzenlemeleri: Bunlar bazı hastalarda şikayet kontrolü sağlar; ancak ana reflü hattı belirgin olan her hastada tek başına yeterli olmayabilir.
Burada amaç “bozuk hattı” devre dışı bırakmaktır. Tedavi edilen damar zaten sağlıklı dönüşe katkısı azalmış, geri kaçış yapan damardır. Kan dolaşımı sağlıklı alternatif venöz yollardan devam eder.

Her hastaya aynı işlem uygun olmayabilir; çünkü görüntüleme bulgusu ile hastanın şikayeti her zaman birebir örtüşmeyebilir. Bazı hastalarda belirgin reflü vardır ama semptom azdır; bazı hastalarda ise görece sınırlı bir segment bile günlük yaşamı ciddi etkileyebilir. Bu nedenle karar sadece cihaz seçimi değildir.
Büyük safen veya küçük safen ven boyunca düz bir reflü hattı varsa lazer ya da radyofrekans genellikle güçlü seçeneklerdir. Damarın aşırı kıvrımlı olması, çap özellikleri, cilde yakınlığı, eşlik eden yan dal yapısı ve hastanın önceki tedavi öyküsü ise yöntemi değiştirebilir. Uygun olmayan anatomilerde köpük tedavisi ya da farklı kombinasyonlar öne çıkabilir.
Hamilelik döneminde ise girişimsel tedaviler çoğu zaman ertelenir; semptom kontrolüne yönelik yaklaşım tercih edilir. Geçirilmiş derin ven trombozu, ileri cilt değişikliği veya karmaşık venöz anatomi olan hastalarda planlama daha dikkatli yapılır. Kısacası tek doğru yöntem değil, doğru hasta seçimi vardır.
Minimal invaziv tedaviler konforlu olabilir; ancak hiçbir işlem sıfır riskli değildir. İşlem sonrasında morluk, gerginlik hissi, hafif ağrı, geçici sertlik, ciltte hassasiyet veya nadiren yüzeyel damar boyunca inflamasyon görülebilir. Bazı hastalarda geçici renk değişiklikleri de olabilir.
Isı temelli işlemlerde cilde çok yakın segmentlerde dikkatli planlama gerekir. Köpük tedavisinde seans ihtiyacı doğabilir. Çok nadir de olsa derin ven trombozu gibi daha ciddi komplikasyonlar teorik olarak mümkündür. Bu nedenle işlem öncesi risk değerlendirmesi önemlidir.
Bir diğer önemli konu da tekrar ihtimalidir. Tedavi edilen damar segmenti başarılı şekilde kapansa bile yıllar içinde başka bir damarda yeni yetmezlik gelişebilir. Bu durum her zaman işlemin başarısız olduğu anlamına gelmez; venöz hastalık zeminindeki biyolojik yatkınlığın devam etmesiyle ilgilidir. Varis tedavisinde gerçekçi beklenti, kalıcı rahatlama hedefi ile uzun dönem takip dengesini kurmaktır.

İç varis tedavisi sonrası süreç uygulanan yönteme göre değişse de çoğu minimal invaziv işlemden sonra hasta aynı gün yürüyebilir. Genellikle uzun yatış gerekmez. İşlem sonrası kısa yürüyüş önerilir; bazı hastalarda belirli süre kompresyon çorabı kullanımı da planlanabilir.
İlk birkaç gün bacakta çekilme hissi, hafif sertlik veya morluk olabilir. Bunlar çoğu hastada geçicidir. Çok ağır sporlar, uzun süre hareketsizlik ve aşırı sıcak maruziyeti konusunda hekim önerisine göre hareket etmek gerekir. Masa başı işe dönüş süresi çoğu kişide kısadır; ancak yoğun fiziksel iş yapanlarda plan farklı olabilir.
Kontrol muayenesi önemlidir. Çünkü işlem sonrası damarın kapanma durumu, ek seans ihtiyacı olup olmadığı ve şikayetlerin nasıl değiştiği ancak takipte net görülür. Hastanın “damar kayboldu mu?” sorusundan daha önemli olan, şikayet ve reflü hattının gerçekten düzelip düzelmediğidir.
Kliniğimizde bu süreci nasıl yönetiyoruz?Kliniğimizde genellikle ilk adım detaylı öykü alma ve ayakta Doppler ultrason incelemesidir. Hastanın sadece görünür damarını değil, ağrısının saatini, şişliğin derecesini, mesleğini, gebelik öyküsünü ve önceki tedavilerini birlikte değerlendiriyoruz. Bu sayede kozmetik ağırlıklı bir tablo ile fonksiyonel venöz yetmezliği ayırmak kolaylaşıyor.
Tanı netleştikten sonra tedavi gerekip gerekmediğini açık biçimde konuşuyoruz. Her reflü saptanan hastaya aynı gün işlem önermiyoruz. Şikayet, yaşam kalitesi, cilt bulguları ve anatomik uygunluk birlikte ele alınıyor. İşlem planlandığında ise yöntem, beklenen fayda, sınırlılıklar ve olası yan etkiler hasta tarafından anlaşılır hale gelmeden süreci ilerletmiyoruz.
Uygun hastalarda işlem çoğu zaman lokal anestezi ve ultrason rehberliğinde yapılıyor. Sonrasında kısa gözlem, yürüyüş ve gerekli ise çorap önerisi ile günlük yaşama dönüş planlanıyor. Gerektiğinde kontrol Doppler ile kapanan segmenti ve ek ihtiyaçları değerlendiriyoruz. Hastanın kafasında en çok soru oluşturan nokta genellikle “Bundan sonra ne olacak?” sorusudur; süreç yönetiminde asıl hedefimiz bunu belirsiz bırakmamaktır.
Güncel kılavuzlar, semptomatik ve Doppler ile doğrulanmış truncal reflü varlığında endovenöz yöntemlerin önemli bir yer tuttuğunu gösteriyor. NICE rehberi, uygun hastalarda endothermal ablasyonu ilk sıraya koyar; bunun uygun olmadığı durumlarda köpük skleroterapi ve ardından cerrahi seçeneklerini sıralar. Bu sıralama, daha az invaziv yöntemlerin yaygınlaşmasının temel nedenlerinden biridir.
Hasta bilgilendirme açısından Society for Vascular Surgery ve NHS kaynakları da benzer şekilde belirtiler, Doppler incelemesi ve tedavi seçenekleri üzerinde durur. Ortak mesaj nettir: görünür damar sayısından çok, semptomlar ve altta yatan reflü önemlidir.
Bilimsel verileri hastaya çevirince şu sonucu görüyoruz: doğru seçilmiş hastada damar içi tedaviler etkili olabilir, fakat tedavi kararı otomatik verilmez. Görüntüleme, muayene, beklenti ve yaşam tarzı birlikte değerlendirilmelidir. Özellikle iç varis belirtileri varsa ama dışarıdan çok damar görünmüyorsa, bu daha da önemlidir. Çünkü görünmeyen reflü, ihmal edilen yakınmaların arkasındaki gerçek neden olabilir.
İç varis tedavisi, yalnızca kozmetik bir düzeltme değil; bacağın venöz dolaşımındaki bozuk hattın anlaşılması ve uygun hastada hedefe yönelik biçimde düzeltilmesidir. İç varis belirtileri bazen sessiz başlayabilir; gün sonunda artan ağırlık hissi, yanma, şişlik veya gece krampları ilk işaret olabilir.
İç varis nasıl tedavi edilir sorusunun tek cümlelik cevabı yoktur. Bazı hastalarda takip ve yaşam tarzı düzenlemesi yeterli olurken, bazı hastalarda lazer, radyofrekans veya köpük tedavisi daha uygun olabilir. Burada belirleyici olan dış görünüm değil, Doppler ultrason ile gösterilen reflü paternidir.
Şikayetleriniz uzuyorsa ya da yaşam kalitenizi etkilemeye başladıysa, önce nedenini netleştirmek gerekir. Uygun hastalarda minimal invaziv seçenekler düşünülebilir; ancak en doğru plan, muayene ve görüntüleme sonrasında kişiye özel olarak yapılır.
Evet. İç varis olarak tarif edilen venöz yetmezlik, erken dönemde belirgin kabarık damar oluşturmadan da bacakta ağırlık, yanma, şişlik ve ağrı yapabilir.
Çoğu hastada evet. Sorunlu damarın hangi segmentte olduğunu, geri kaçışın derecesini ve hangi tedavinin uygun olacağını Doppler ultrason gösterir.
Her zaman değil. Günümüzde birçok hastada damar içinden uygulanan lazer, radyofrekans veya köpük tedavisi gibi minimal invaziv yöntemler kullanılabilir.
Hayır. Varis çorabı şikayetleri azaltabilir; ancak belirgin reflü hattı olan hastalarda altta yatan mekanizmayı tek başına ortadan kaldırmayabilir.
Tedavi edilen damar segmenti kapansa bile ilerleyen yıllarda başka bir damar hattında yeni yetmezlik gelişebilir. Bu nedenle takip gerekebilir.
Uygulanan yönteme ve yapılan işin niteliğine göre değişir. Minimal invaziv işlemlerden sonra birçok hasta kısa sürede günlük hayatına dönebilir.
Değerlendirme için: Şikayetler ve damar yapısı kişiye göre değişir. Uygun yaklaşımın belirlenmesi için iletişime geçerek hekim değerlendirmesi planlanabilir.
Bu içerik bilgilendirme amaçlıdır; tanı ve tedavi için hekim değerlendirmesi gerekir.
İçerik Yazarı
Girişimsel Radyoloji Uzmanı
1986 yılında Elbistan’da doğmuştur. 2010 yılında İstanbul Tıp Fakültesinden mezun oldu. 2015 yılında İstanbul Eğitim ve Araştırma Hastanesinden Radyoloji ihtisasını aldı. 2015-2017 yılları arasında Tatvan Devlet Hastanesinde zorunlu hizmetini yapmıştır. 2018 yılından itibaren İzmir Çiğli Eğitim ve Araştırma Hastanesinde Girişimsel Radyolog olarak çalışmaktadır.
Uzmanlık Alanları

Varis ve damar sağlığı için ücretsiz ön değerlendirme alın.
WhatsApp'tan Yaz 0232 398 3700 Randevu / İletişimBacaklarınızda akşamları ağrı, yorgunluk ya da ağırlık hissi oluyor mu?
Bacaklarınızda görünür hâle gelmiş genişlemiş ya da mor/mavi damarlar var mı?
Gün boyu uzun süre ayakta durarak veya oturarak mı çalışıyorsunuz?
Ailenizde (anne/baba/kardeş) varis öyküsü var mı?
40 yaş üstü müsünüz veya birden fazla gebelik geçirdiniz mi?
