Pazartesi- Cuma 09.00 - 16.00 0232 398 3700 – İç Hat:55387 Uz.Dr. Mehmet Hakan PIÇAK
Minimal İnvaziv
Ameliyatsız, Kesi yok
Görüntüleme Eşiliğinde
Nokta Atışı, Hassas
Yatış Gerekmez
Lokal anestezi, Aynı gün taburculuk

İzmir’de Ameliyatsız Varis Tedavisi: Lazer, Radyofrekans ve Köpük Yöntemleri

İzmir’de Varis Sorunu ve Modern Tedavi Yaklaşımı

Bacaklarınızda belirginleşen damarlar, akşam saatlerinde artan ağırlık hissi ya da ayakkabınızı çıkarırken fark ettiğiniz ayak bileği şişliği… Özellikle İzmir gibi sıcak iklimli, gün içinde uzun süre ayakta kalınan bir şehirde yaşıyorsanız bu şikâyetler daha sık karşımıza çıkar. Birçok hastam ilk görüşmede şunu söylüyor: “Hocam yıllardır var ama son zamanlarda arttı.” İşte bu cümle, varisin doğasını çok iyi özetler. Varis genellikle bir anda ortaya çıkmaz; zaman içinde ilerler.

Eskiden varis denince akla doğrudan ameliyat gelirdi. Büyük kesiler, genel anestezi, hastanede yatış… Ancak son 15–20 yılda damar içinden uygulanan (endovenöz) yöntemler ön plana çıktı. Yani artık çoğu hastada damarı çıkarmak yerine, damar içinden kapatarak tedavi etmek mümkün. Üstelik lokal anestezi ile, yaklaşık 30–45 dakikalık işlemlerle ve çoğu zaman aynı gün yürüyerek taburcu olacak şekilde.

Burada önemli olan şu: Her belirgin damar “ameliyatlık” değildir. Her varis de tehlikeli değildir. Ama her varis değerlendirilmelidir. Çünkü bazı hastalarda sadece estetik bir sorun gibi başlayan durum, zamanla ağrı, şişlik, ciltte renk değişikliği hatta yara (ülser) gelişimine kadar ilerleyebilir.

İzmir’de ameliyatsız varis tedavisi dediğimizde aslında şunu kastediyoruz: Lazer, radyofrekans ya da köpük tedavisi gibi, damarın içinden uygulanan, kesi gerektirmeyen ve hızlı iyileşme sağlayan modern yöntemler. Bu yöntemler, doğru hasta seçimi yapıldığında hem konforlu hem de etkilidir. Ancak her hasta için tek bir “en iyi” yöntem yoktur. Değerlendirme kişiye özeldir.

Kısacası, günümüzde varis tedavisi artık daha konforlu, daha kontrollü ve çoğu zaman ameliyatsızdır. Ama ilk adım doğru tanıdır. Çünkü doğru tedavi, doğru analizle başlar.

Varis Nedir? Nasıl Oluşur?

“Varis tam olarak nedir?” sorusu aslında düşündüğümüzden daha derin bir sorudur. Çoğu kişi varisi sadece cilt altında görünen mor–yeşil damarlar olarak bilir. Oysa işin temelinde bir dolaşım problemi vardır.

venöz yetmezlik

Bacaklarımızdaki toplardamarlar (venler), kanı yerçekimine karşı kalbe doğru taşır. Bu sistemin sağlıklı çalışabilmesi için damar içinde küçük kapakçıklar bulunur. Bu kapakçıklar, kanın yukarı doğru ilerlemesine izin verirken aşağı geri kaçmasını engeller. İşte varis dediğimiz durum, genellikle bu kapakçıkların görevini tam yapamamasıyla başlar.

Peki sonra ne olur?

Kapakçıklar zayıfladığında ya da tam kapanamadığında, kanın bir kısmı aşağı doğru geri kaçar. Buna “venöz reflü” diyoruz. Bu geri kaçış damarın içinde basıncı artırır. Basınç arttıkça damar duvarı genişler. Genişledikçe kapakçıklar daha da işlevsiz hale gelir. Yani bir kısır döngü oluşur. Sonuçta damar kıvrımlı, belirgin ve geniş bir hal alır: varis.

Klinik olarak bu durum nasıl yansır?

  • Gün sonunda artan bacak ağrısı
  • Ağırlık ve dolgunluk hissi
  • Ayak bileğinde şişlik
  • Kaşıntı veya yanma
  • İleri evrede ciltte koyulaşma ya da yara

Bir yanlış bilgiyi burada düzeltmek önemli: Varis, damar tıkanıklığı değildir. Aksine, çoğu zaman damar genişlemesidir. Yani sorun kanın akamaması değil, kontrolsüz geri kaçmasıdır.

Ayrıca varis genellikle “geçici” bir durum değildir. Kilo verme, krem kullanma ya da bitkisel ürünler kapakçık mekanizmasını düzeltmez. Şikâyetler hafifleyebilir; ancak altta yatan mekanizma devam eder.

Bu nedenle varis sadece estetik bir mesele değil, bir dolaşım problemidir. Ancak her varis hemen müdahale gerektirmez. Belirti düzeyi, ultrason bulgusu ve hastanın yaşam kalitesi birlikte değerlendirilmelidir.

Doğru analiz yapıldığında, mekanizmayı hedef alan tedavilerle bu kısır döngü kontrol altına alınabilir. Önemli olan, süreci abartmadan ama geciktirmeden ele almaktır.

Hangi Varisler Ameliyatsız Tedavi Edilebilir?

Öncelikle şunu netleştirelim: Günümüzde varislerin büyük bir kısmı ameliyatsız yöntemlerle tedavi edilebilir. Ancak burada belirleyici olan, damarın dışarıdan nasıl göründüğü değil; içeride nasıl çalıştığıdır. Yani karar görüntüye göre değil, Doppler ultrason bulgularına göre verilir.

🔹 Büyük Safen Damar Yetmezliği

En sık gördüğümüz durumdur. Kasık bölgesinden başlayıp ayak bileğine kadar uzanan ana toplardamarın kapakçıkları bozulur. Damar içinde geri kaçış (reflü) oluşur. Bu tip varislerde endovenöz lazer (EVLA) veya radyofrekans (RFA) oldukça etkili ve konforlu seçeneklerdir.

Eskiden bu damar tamamen çıkarılırdı. Bugün ise damar içeriden kontrollü ısı ile kapatılır. Yani vücuttan bir şey “çekilip alınmaz”, dolaşım alternatif damarlar üzerinden devam eder.

🔹 Küçük Safen Yetmezliği

Bacağın arka kısmında, diz arkasından aşağı uzanan damar etkilenir. Diz arkası ağrısı veya arka baldırda belirgin damar şikâyetiyle gelebilir. Bu grup da çoğu zaman ameliyatsız yöntemlere uygundur.

🔹 İç Varis (Dışarıdan Görünmeyen Varis)

Bazı hastalar “Hocam dışarıdan bir şey yok ama bacağım çok ağrıyor” der. İşte burada iç varis dediğimiz durum söz konusu olabilir. Damar genişlemesi cilt altında belirgin değildir ama ana damarda reflü vardır. Bu hastalarda da lazer veya radyofrekans tedavisi planlanabilir.

🔹 Kılcal Varisler

Daha çok estetik kaygı yaratır. İnce, yüzeysel, örümcek ağı gibi damarlar şeklindedir. Bunlar genellikle köpük skleroterapi veya kılcal damar lazeri ile tedavi edilir. Ancak önemli bir detay: Eğer altta ana damarda yetmezlik varsa, önce o çözülmelidir. Aksi halde kılcallar tekrar edebilir.

🔹 Perforan Ven Yetmezliği

Ana ve yüzeyel damarları birbirine bağlayan ara damarların bozulmasıdır. Özellikle ileri evre hastalarda görülür. Seçili vakalarda ameliyatsız yöntemlerle müdahale edilebilir.

Burada gerçekçi bir çerçeve çizmek önemli:
Her damar her yöntem için uygun değildir. Çap, reflü süresi, damar seyri ve hastanın genel durumu birlikte değerlendirilir. Aynı şehirde, aynı yaşta iki hastanın bile tedavi planı farklı olabilir.

Hangi Yöntem Kime Uygun? (Kişiye Özel Planlama Neden Önemli?)

En sık gelen sorulardan biri şu:
“Lazer mi daha iyi, radyofrekans mı?”

Aslında bu sorunun tek ve herkese uyan bir cevabı yok. Çünkü varis tedavisi bir “cihaz tercihi” değil, bir damar analizi sürecidir.

Önce şunu netleştirelim:
Tedavi seçimi, damarın dışarıdan nasıl göründüğüne göre yapılmaz. Esas belirleyici olan Doppler ultrason bulgusudur. Damarın çapı, reflü süresi (geri kaçış süresi), seyri ve hastanın şikâyet düzeyi birlikte değerlendirilir.

🔹 Büyük Çaplı Ana Damar Yetmezliği

Eğer büyük safen damarında belirgin reflü ve genişleme varsa, genellikle lazer (EVLA) veya radyofrekans (RFA) ön planda olur. Bu iki yöntem de damar içinden ısı enerjisi ile çalışır. Aralarındaki fark teknik detaylardadır; klinik başarı oranları benzerdir.

Burada önemli olan:

  • Damarın çok kıvrımlı olup olmaması
  • Çapının belirli sınırların üzerinde olup olmaması
  • Hastanın ağrı eşiği ve beklentisi

🔹 Orta Çaplı Yüzeyel Damarlar

Bu grupta genellikle köpük skleroterapi yeterli olur. Ancak altındaki ana damar problemi çözülmeden yalnızca yüzeysel damara müdahale edilirse, tekrarlama riski artar. Bu nedenle bazen kombine tedavi planlanabilir.

🔹 Kılcal Varisler

Burada genellikle estetik kaygı ön plandadır. Ağrıdan çok görüntü rahatsız eder. Bu tip damarlarda mikro skleroterapi veya kılcal damar lazeri tercih edilir. Ama yine alt zeminin sağlam olduğundan emin olmak gerekir.

🔹 İç Varis (Görünmeyen Reflü)

Dışarıdan belirgin damar yoktur ama hasta ciddi ağrı ve dolgunluk hissi tarif eder. Doppler’de ana damarda geri kaçış saptanırsa, lazer veya radyofrekans planlanabilir.


Gerçekçi Bir Çerçeve

Her hasta tek yöntemle “mükemmel sonuç” alacak diye bir kural yoktur.
Bazı hastalarda:

  • Önce ana damar kapatılır,
  • Sonrasında yüzeyel damarlar için ek seans planlanır.

Ayrıca genetik yatkınlığı olan kişilerde yıllar içinde yeni damar oluşumu görülebilir. Bu durum “tedavi başarısız” anlamına gelmez; hastalığın doğasıyla ilgilidir.

Özetle, İzmir’de ameliyatsız varis tedavisi planlarken yaklaşımımız standart değil, kişiye özeldir. En doğru yöntem, sizin damar haritanıza göre belirlenir.

İşlem Süreci Nasıl İlerler? Adım Adım Ameliyatsız Varis Tedavisi

Birçok hasta için en büyük kaygı belirsizliktir:
“İşlem nasıl yapılacak? Acıyacak mı? Kaç gün işe gidemem?”

Süreci net bilmek, kaygıyı ciddi ölçüde azaltır. O yüzden adım adım anlatalım.

1️⃣ Doppler Ultrason Değerlendirmesi

İlk ve en önemli adım budur. Ayakta yapılan Doppler ultrason ile:

  • Hangi damarda yetmezlik var?
  • Reflü süresi ne kadar?
  • Çap ne durumda?

Buna göre kişisel tedavi planı çıkarılır. Her belirgin damar işleme alınmaz; gerçekten sorun yaratan damar hedeflenir.

2️⃣ Planlama ve Hazırlık

İşlem günü genellikle uzun süreli bir açlık ya da genel anestezi hazırlığı gerekmez. Çoğu hasta günlük kıyafetiyle gelir.

3️⃣ Lokal Anestezi

Tedavi alanına lokal anestezi uygulanır. Bu aşamada kısa süreli hafif yanma hissi olabilir. Sonrasında işlem bölgesi uyuşur. Genel anesteziye ihtiyaç duyulmaz.

4️⃣ Damar İçi Uygulama

İnce bir kateter ile sorunlu damara girilir. Lazer ya da radyofrekans enerjisi kontrollü şekilde uygulanır. Ortalama 30–45 dakika sürer.

Burada önemli bir mit düzeltelim:
Hasta işlem boyunca uyanıktır ama ciddi bir ağrı hissetmez. Çoğu kişi işlemi beklediğinden daha konforlu bulur.

5️⃣ İşlem Sonrası

  • Hasta yürüyerek odadan çıkar.
  • Aynı gün taburcu olur.
  • Genellikle ertesi gün normal hayatına döner.

Varis çorabı belirli süre kullanılır. Hafif gerginlik veya morluk görülebilir; bu genellikle geçicidir.

Varis Tedavisi Sonrası İyileşme Süreci

Ameliyatsız varis tedavisini düşünen birçok kişi için asıl belirleyici konu işlemden çok sonrasıdır. “Günlük hayatım ne kadar etkilenir?” sorusu, karar sürecinde önemli bir yer tutar.

Endovenöz lazer veya radyofrekans gibi damar içi yöntemlerde işlem sonrasında hasta yürüyerek klinikten çıkar. Hatta erken mobilizasyon özellikle önerilir. Çünkü hareket, dolaşımın sağlıklı damarlara yönlenmesini destekler ve iyileşme sürecini olumlu etkiler.

İlk birkaç gün içinde bazı geçici bulgular görülebilir:

  • İşlem yapılan damar hattında hafif gerginlik
  • Dokununca hassasiyet
  • Küçük morluklar
  • Damar boyunca ele gelen sertlik hissi

Bu durumlar çoğu zaman tedavinin doğal sonucudur. Kapanan damar, vücut tarafından zamanla bağ dokusuna dönüştürülür ve süreç haftalar içinde sakinleşir.

İşlem sonrası kompresyon çorabı kullanımı genellikle önerilir. Bunun amacı, ödemi azaltmak ve damar duvarının kontrollü kapanmasını desteklemektir. Kullanım süresi, yapılan işleme ve damar yapısına göre değişir.

Günlük yaşama dönüş süresi genellikle kısadır. Masa başı çalışanlar çoğu zaman ertesi gün işine dönebilir. Uzun süre ayakta çalışan kişilerde ise birkaç günlük daha dikkatli bir tempo önerilebilir. Yoğun spor ve ağır egzersizler için genellikle ilk hafta temkinli davranmak yeterlidir; hafif yürüyüş ise iyileşmenin bir parçasıdır.

Burada önemli bir noktayı netleştirmek gerekir: Tedavi edilen damar, zaten sağlıklı çalışmayan bir damardır. Kapatılması dolaşımı bozmaz; aksine, kanın sağlam damarlar üzerinden daha verimli akmasını sağlar.

İyileşme süreci her hastada birebir aynı ilerlemez. Damar çapı, cilt yapısı, genetik özellikler ve yaşam tarzı farklılık yaratabilir. Bu nedenle kontrol muayeneleri sürecin bir parçasıdır. Ama genel tabloya bakıldığında, ameliyatsız varis tedavileri çoğu hastada konforlu ve hızlı bir toparlanma süreci sunar.

Bu noktadan sonra doğal olarak şu soru gündeme gelir: Peki bu etki ne kadar kalıcıdır?

Varis Tedavisi Kalıcı mı? Tekrarlar mı?

Varis tedavisinde amaç yalnızca görünen damarı ortadan kaldırmak değildir. Asıl hedef, reflüye yani kanın geri kaçışına neden olan mekanizmayı devre dışı bırakmaktır. Bu başarıldığında, tedavi edilen damar segmentinde kapanma oranları yüksektir.

Ancak varis bir “tek damar hastalığı” değil, bir yatkınlık zeminidir. Eğer genetik eğilim, uzun süre ayakta çalışma, gebelik ya da kilo artışı gibi faktörler devam ediyorsa, yıllar içinde farklı bir damar segmentinde yeni bir yetmezlik gelişebilir. Bu durum, yapılan işlemin başarısız olduğu anlamına gelmez; hastalığın biyolojik doğasıyla ilişkilidir.

İki farklı durumu ayırt etmek gerekir:

  • Tedavi edilen damarın yeniden açılması
  • Başka bir damarda yeni yetmezlik oluşması

Uygun teknik ve doğru hasta seçimi ile ilk durumun oranı düşüktür. İkinci durum ise uzun vadeli takip gerektiren doğal bir süreç olabilir.

Tedavi edilmeyen varis çoğu zaman ilerler. Basınç arttıkça cilt değişiklikleri, ödem ve hatta yara gelişimi görülebilir. Tedavi edilen variste ise bu süreç kontrol altına alınır ve yaşam kalitesi belirgin şekilde artar.

Gerçekçi bir çerçeve çizmek önemlidir: Hiçbir yöntem “ömür boyu garanti” değildir. Ancak doğru planlanan ve doğru uygulanan endovenöz tedaviler uzun süreli rahatlama sağlar. Takip, yaşam tarzı düzenlemeleri ve gerektiğinde küçük ek müdahalelerle süreç yönetilebilir.

Varis tedavisi, estetik bir düzeltmeden çok, dolaşımın yeniden dengelenmesidir. Bu denge sağlandığında hem şikâyetler azalır hem de ilerleme riski önemli ölçüde kontrol altına alınır.

Açık Ameliyat mı, Endovenöz Yöntem mi?

Varis tedavisi denince hâlâ birçok kişinin aklına klasik ameliyat gelir. Oysa son yıllarda yaklaşım belirgin şekilde değişti. Çünkü artık çoğu hastada damarı çıkarmak yerine damar içinden kapatmak mümkün.

Açık cerrahide sorunlu damar genellikle kasık bölgesinden bağlanır ve bacak boyunca çıkarılır. Bu yöntem hâlâ bazı özel durumlarda tercih edilebilir; ancak daha invazivdir. Genel ya da spinal anestezi gerekebilir, kesi vardır ve iyileşme süreci görece daha uzundur.

Endovenöz yöntemlerde ise prensip farklıdır. Damar yerinde bırakılır; içinden uygulanan kontrollü ısı (lazer ya da radyofrekans) ile işlevsiz hale getirilir. Ciltte büyük kesiler olmaz, işlem lokal anestezi altında yapılır ve hasta çoğu zaman aynı gün evine döner.

Burada önemli olan nokta, “ameliyat kötü, lazer iyi” gibi basit bir karşılaştırma yapmak değildir. Asıl mesele, hastanın damar haritasıdır. Damarın seyri çok kıvrımlıysa, çapı aşırı genişse ya da daha önce geçirilmiş işlemler varsa, yaklaşım değişebilir.

Genel çerçevede karşılaştırırsak:

  • Anestezi: Açık cerrahide daha kapsamlı; endovenöz yöntemlerde lokal.
  • Kesi: Açık cerrahide mevcut; endovenözde iğne giriş yerleri.
  • İyileşme: Endovenöz yöntemlerde daha hızlı.
  • Hastanede yatış: Çoğu endovenöz işlemde gerekmez.

Günümüzde dünya genelinde eğilim, uygun hastalarda damar içi yöntemleri tercih etmek yönündedir. Çünkü hem hasta konforu hem de iş gücü kaybının azalması açısından avantajlıdır.

Ancak her hasta için tek bir standart yoktur. Doğru karar, Doppler ultrason bulgusu, damar yapısı ve kişinin beklentisi birlikte değerlendirilerek verilir.

Kılavuz Referansı – National Institute for Health and Care Excellence (NICE) CG168
NICE, safen ven yetmezliğinde birinci basamak olarak endovenöz termal ablasyonu, uygun değilse köpük skleroterapiyi, cerrahiyi ise üçüncü basamak olarak önermektedir.
Resmî rehber sayfası:
https://www.nice.org.uk/guidance/cg168

Açık cerrahi (yüksek ligasyon + stripping) ile endovenöz yöntemler (EVLA/RFA) karşılaştırıldığında, güncel kılavuz yaklaşımı uygun anatomiye sahip safen yetmezliğinde ilk tercihin endovenöz termal ablasyon (lazer veya radyofrekans) olması yönündedir; bunun temel gerekçesi benzer/iyi anatomik başarı ile birlikte daha hızlı toparlanma ve daha düşük yara/kesi kaynaklı morbidite profilidir, açık cerrahi ise endovenöz tedaviye uygun olmayan seçili olgularda alternatif olarak konumlanır.

Randevu ve Değerlendirme Süreci

Varis tedavisi planlaması, kısa bir muayeneden ibaret değildir. İlk adım ayrıntılı bir değerlendirmedir. Şikâyetlerin ne zamandır sürdüğü, gün içinde artıp artmadığı, gebelik öyküsü, ailede varis varlığı ve mesleki koşullar birlikte ele alınır.

Ardından ayakta yapılan Doppler ultrason incelemesi ile damar sistemi haritalanır. Bu inceleme sırasında:

  • Hangi damarda reflü var?
  • Reflü süresi ne kadar?
  • Çap ne durumda?
  • Derin ven sistemi sağlıklı mı?

gibi temel soruların yanıtı netleşir.

Bu analiz sonrasında kişiye özel tedavi planı oluşturulur. Her hastaya işlem önerilmez. Şikâyeti hafif olan ve ilerleme riski düşük kişilerde yaşam tarzı düzenlemeleri ve takip yeterli olabilir. Müdahale gerektiren durumlarda ise uygun yöntem netleştirilir.

İşlem planlandığında genellikle hastanede yatış gerekmez. Lokal anestezi altında uygulama yapılır ve hasta aynı gün günlük yaşamına döner. Sonrasında belirlenen aralıklarla kontrol randevuları planlanır.

Burada önemli olan, sürecin aceleye getirilmemesidir. Varis tedavisi bir estetik düzeltme kararı değil; dolaşım sistemine yönelik bilinçli bir müdahaledir. Doğru analiz, doğru zamanlama ve doğru yöntem seçimiyle hem konforlu hem de güvenli bir süreç yönetilebilir.

İzmir’de Varis Tedavisi İçin Neden Kliniğimiz?

Varis tedavisinde cihazdan önce yaklaşım önemlidir. Çünkü mesele yalnızca genişlemiş bir damarı kapatmak değil, altta yatan dolaşım mekanizmasını doğru analiz etmektir. Bu nedenle değerlendirme süreci, tedavinin kendisi kadar belirleyicidir.

Girişimsel radyoloji bakış açısı burada önemli bir fark yaratır. Damar hastalıklarına görüntüleme eşliğinde, haritalama mantığıyla yaklaşılır. Ayakta yapılan Doppler ultrason ile reflünün kaynağı netleştirilir; hangi segmentin gerçekten sorunlu olduğu belirlenir. Her görünen damar hedef alınmaz, sadece işlevsel problem oluşturan damar tedavi edilir.

Ameliyatsız yöntemlerde teknik detaylar da sonucu etkiler. Enerji dozu, damar içi uygulama mesafesi, segment kontrolü ve işlem sonrası kompresyon planı kişiye göre ayarlanır. Standart bir protokol yerine, hastanın damar yapısına göre özelleştirilmiş planlama yapılır.

Ayrıca varis çoğu zaman tek başına bir damar sorunu değildir; yaşam tarzı, meslek, genetik yatkınlık ve hormonal faktörler tabloyu etkiler. Bu nedenle tedavi sadece işlemle sınırlı kalmaz. Uzun süre ayakta çalışan bir hasta ile masa başı çalışan birinin önerileri aynı değildir. Gebelik planlayan bir hastada yaklaşım farklıdır. Spor yapan bir hastada iyileşme süreci farklı yönetilir.

Modern endovenöz cihaz altyapısı, lokal anestezi altında uygulama imkânı ve kısa sürede günlük hayata dönüş hedefi, süreci konforlu hale getirir. Ancak asıl belirleyici olan güvenli planlama ve takip sürecidir. İşlem sonrası kontrol ultrasonu ile damarın kapanma durumu değerlendirilir ve süreç izlenir.

Amaç tek bir seansta “mükemmel görüntü” yaratmak değil; dolaşımı sağlıklı bir dengeye taşımaktır. Bu yaklaşım, hem şikâyetlerin azalmasını hem de uzun vadede kontrolü mümkün kılar.